Bu günlerde karşılaştığım en önemli soru, 'çerçeve yasa'nın kabul edilmesi sonrası, 'Nasıl olacak böyle?' sorusu.
Çünkü konu çok hassas.
Ve bu hassasiyet, toplumun çok geniş bir kesiminin hislerine ve kafasındaki en büyük soru işareti haline geldi.
Yıllarca şehit cenazelerinin takip etmiş bir gazeteci olarak, gördüklerimi ve o an yaşadığım duyguları anlatmak çok zor.
Özellikle şehitler ve yakınlarının yakarışları ve gelinen nokta;
'Doğrudan milletin önemli bir kısmının canını yakan bir durum'.
Bu konularda stratejik kararların, siyasi partilerin grup kararlarına veya günlük siyasetin manevralarına sıkıştırılması ise, toplumsal vicdanda karşılık buluyor mu, izaha muhtaç.
Ateş düştüğü yeri yakar.
Terörün bedelini en ağır şekilde ödeyen şehit yakınları ve gazilerdir.
Onların rızası, bu tür süreçlerin toplumsal meşruiyeti açısından en kritik eşiktir.
Toplumun bazı kesimi, bu bedeli ödeyenlerin duyguları göz ardı edilerek alınan kararları ne yazık ki, şu an içine sindirmekte zorlanıyor.
İnanın yasanın kanunlaştığı 10 Ağustos'tan sonra kim ile konuşsak, konu ve tepkiler aynı.
Nasıl olacak diye soruyorlar.
Kapsamını bilmiyorum ve kimsenin, hatta evet oyu veren vekillerin de şahsi fikrim çok iyi bilmediklerini tahmin ediyorum.
Vekaletle yürütülen siyasette, bazı seçmenler 'evet oyu veren vekilimiz bize sordu mu' diye tepki gösteriyor.
İşin gerçeği ve görüldüğü gibi milletvekillerinin parti disiplini veya lider talimatıyla 'evet oyu verdiği' aşikar.
Cumhur İttifakı'nın vekilleri de 'evet oyu verdi'.
İYİ Parti'de de parti kararı ve liderin hayır açıklaması sonrası 'partinin milletvekilleri hayır oyu verdi çerçeve yasaya’.
Yeni Parti'de liderin vekilleri serbest bırakması sonrası vekillerin büyük bir kısmı da hayır oyu verdi.
Samsun Yeni Parti Milletvekili Murat Çan da dahil.
Yani vatandaşın vekaletiyle yürütülen siyasette vekiller, liderlerinin ve partilerinin kararını uyguladı.
Hangi açıdan bakarsanız bakın; 'evet de öyle hayır da'.
Serbest bırakılınca Yeni Parti'de olduğu gibi, hayır ağırlıklı evetçiler de çıktı.
Yani aslına bakarsanız, vekillerin verdiği oy seçmenin iradesini mi, yoksa partilerin iradesini mi yansıttı, bu soru önemli.
Herkes kendi yorumunu yapsın.
Şu an seçmen kendi iradesinin tam yansımadığını düşünüyor olmalı ki;
467 gibi rekor bir oyla yasanın meclisten geçmesine rağmen, tepkiler var.
Yeni Parti'de çoğunluk vekillerin hayır oyu kullanması da, vekillerin serbest bırakılması halinde, eğilimlerini göstermeleri açısından da bir örnek olarak verilebilir.
O nedenle;
Hayati milli meselelerde sandığın doğrudan millete götürülmesi (referandum), hem çıkan sonucun toplumsal kabulünü artırır hem de "benim adıma karar verildi" duygusunu ortadan kaldırırdı diye düşünüyorum.
Son genel seçim meydanlarında en sert ithamlarla 'ama montaj ama değil' gibi görsel materyallerle 'PKK, Kandil işbirlikçileri' gibi konularda birbirini suçlayan aktörlerin;
Bugün aynı zeminde 'aynı çerçeve içinde' buluşması da siyasi tarihe düşen önemli bir not.
Seçmenin "dün o zaman neden o söylemler vardı, bugün ne değişti?" sorusunu sorması son derece haklı ve doğal bir tepki olduğu gibi, vatandaştaki güven duygusunu zedeleyebilir.
Siyasilerin meclis çatısı altında aldığı kararlar elbette hukuki bir geçerlilik taşısa da, bu tür tarihsel kararların kamuoyu vicdanında onaylanması da önemli olmalıdır.
İşte tam da bu yüzden;
Oylama öncesi yapılan çağrılar, milletin doğrudan hakemliğine başvurulması talebi, toplumsal vicdanın huzur arayışından kaynaklanan çok güçlü bir beklenti açısından oldukça önemliydi.
Şu andan itibaren bir şey yapılabilir mi?
Anayasa Mahkemesi'ne gidilebilir ama bildiğim kadarıyla böyle bir başvuru yok.
Ancak daha süre var.
Şimdi gelinen noktada kapsamı nedir, neler olacak, kimleri kapsayacak o sorular daha öncelikli.
Önemli olan da..
Kamu vicdanına uygulama noktasında ne kadar uyacak?
Bekleyip göreceğiz.
Paylaş
Toplum Vicdanı..
Ekleme: 17.08.2026 10:00