loading...

Samsun merkezli, bölge gazetesi...

  • Dolar 5.3314
  • Euro 6.0532
  • GR ALTIN 228.18
  • ÇEYREK 372.84

  • 03 Şubat 2019, Pazar 10:00
ERBİLKARAKOÇ

ERBİL KARAKOÇ

TÜRKÜLER

Türküler , dil, tarih, kültür gibi  hazinelerden biridir. Türküler sadece bir ses sisteminin  değil aynı zamanda  etnolojik ve sosyal davranışların söze dökülmesidir.

Türküler, Anadolu’daki Türk dili kadar kendine özgü ve köklü bir yapıya sahiptir.(Gazimihal, 2006: 125) Türkülerin büyüleyici ve insanı saran kuvvetinden söz eden Ahmet Hamdi Tanpınar, “Anadolu’nun romanını yazmak isteyenler, ona mutlaka türküler yoluyla gitmelidir” demiştir.(Özbek, 1998)

Toplumun ihtiyacı olarak ortaya çıkan Türkülerle toplumun bilinci arasında bir bağ vardır. Bu bağ kimi zaman sevdayı, kimi zaman acıyı, kimi zaman kahramanlıkları, kimi zamanda ironiyi anlatır. Türkülerin sunduğu vatandır! Bu öyle bir vatandır ki temizliği ve doğallığıyla hem Anadolu’yu, hem de binlerce yıldır Türk halkının alın terini alır taşır üç kıtaya! Türküler, Anadolu halkının susmayan dili olmuştur, Türküde konuşan dil ne sansür tanımış ne konu sınırlamış, ne sosyal baskıyaboyun eğmiş nede erke biat etmiştir. Türküler geçmişte halk ozanlarıyla yayılmışken bu yayılmaya en çokta askerler hizmet etmiştir. Osmanlı imparatorluğunun kıtalara kadar hüküm etmesi zaferleri, yenilgileri Türkülerde yer bulmuştur. 1853-1856 Kırım Savaşı, 1877 Plevne Savaşı, 1892-1897 Yunan Savaşı, 1912 Balkan Savaşı, 1914 Birinci Dünya Savaşı, 1877 ve 1914’te Kars’ın Ruslarca işgali, Fransız işgaline karşı direnme, Kars’ın ve Gaziantep’in kurtuluşu ile Yemen savaşları Türkülerde sıkça işlenen tarihsel olaylardır. Kurtuluş yıllarında başta Çanakkale olmak üzere “Çanakkale içinde vurdular beni” Tokat’ta “hey on beşliler on beşliler” gibi Antep’te Fransız’a,  karşı “karayılan Türküsüyle,”  Yemende “kara çadır ismi tutar” Türküleriyle direnişin, öfkenin, acının sancağı olmuştur Türkülerimiz.

Bunlardan bir tanesi şöyledir! “Padişaha söylen yari göndersin, Bu kanunu bu zagonudöndersin, On seneyi bir seneye indirsin, Hiç mi merhamet yok Sultan Aziz’de

Asker Türkülerini genellikle erkekler yakmıştır ama savaşlarda oğullarını, kocalarını, kardeşlerini yitiren kadınlarda ağıtlarla  acısını  söze Türkiye dökmüştür. Yine Türkülerin boy verdiği yerlerden biri “mahpushanelerdir.” Mahpusluk Türkülerinin edebiyatımızda ayrı bir yeri vardır.  Yine iç içe geçmiş bir çok nedenlerden dolayı tarihimizde eşkıyalık Türküleri de önemli bir yer tutmaktadır. Bu türkülerin bazıları şunlardır: Hekimoğlu derler benim aslıma, Çakıcı, İnce Memed, Eşkıya Çöllo, Ger Ali, Abalı Türküsü, Tekelioğlu Türküsü…

Türkülerin bir özelliği de zihni yenilemesi ve canlı tutmasıdır. Fakat teknolojinin gelişmesiyle sadeliğin ve dildeki duruluğun tükenmesiyle ve popüler kültürün dayatması sonucu Türkülerimizde bozulmuştur. Özellikle  seksenlerde Arabesk ve pop müziği furyasıyla sığlaştırılmış anlamsızlaştırılmış sözlerin topluma dayatılması, toplumun ihtiyacından ziyade piyasa ihtiyaçlarının düşünülmesi bunun en büyük nedenidir. Kırsaldan kente yoğun göçlerin yaşanması, varoşlardaki zor hayatın içinde kentle- köylülük arasında kalmış toplum arabesk furyasıyla dertlerine çare ararken. Yeni yetme küçük burjuvazi ise pop müziğiyle kentli olma hevesine sığınmış ve on bin yıllarca birikmiş Türkülerine sırt dönmüşlerdir. Diğer taraftan hiç bilmediği müzik türüyle de karşılaşmaktadır. Batı müziği yapan az sayıda “seçkin” sanatçıyı anlamakta zorlanmaktadır. Zorlandıkça da anlamakta ve anlaşılmakta güçlük çekmekte- güçlük çekildikçe sanatla- toplumun arası açılmakta bu açıklıktan ise emperyalve yoz müzik kendine rant edinmektedir. Amerikan emperyal müziği yarattığı ikonlarla (Maykıl, Madonna) büyük bir yozlaşmayı özellikle genç kitlelere dayatmakta ve bunu da fazlasıyla başarmaktadır. Çünkü bizim “köylü işi Türkülerimiz” kentte eziktir! Yeni bir kentli kuşak geliyordur ve bu kuşak sorgulamadan tüketmeli kendisine dayatılanı hemen kabullenmeli yaşamıyla, giyimiyle, yemesiyle, içmesiyle çarkı çevirmelidir. Tüm bunların üzerine tüy diken “Türkü bar” furyasıyla kendi Türkülerimizi, deyişlerimizi, ağıtlarımızı, sevdalarımızı dahası aşkımızı yok ettik.

Bir halkın Türkülerini yapanlar yasalarını yapanlardan daha güçlüdür. Şöyle ki,  üç yüz yıl önce yazılmış bir Türküyü bugün hala dinleriz, mısralarına anlam yükler, duygulanırız da on yıl önceki bir   yasaya çoktan vakti geçmiş deriz. Trajikomik bir durumdur bu! Selanik’ten, Karadeniz’e Trakya’dan, Anadolu’ya –Akdeniz’e bir türkü çal şimdi kendine…

Sevgilerimle.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık