• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • Samsun 19 °C
  • İstanbul 20 °C
  • Ankara 22 °C
  • İzmir 25 °C
  • Ordu 18 °C
  • Sinop 19 °C
  • Giresun 19 °C
  • Amasya 22 °C
  • Rize 20 °C
  • Trabzon 19 °C

Güven Oyuğu

ALİ ONUR ŞAHİNOĞLU

Huzursuzluk şüphenin, dinginlik ise güvenin çocuğudur. Bu bağlamda en isabetli kararların ancak huzurun hakim olduğu ortamlarda alınabileceği düşünüldüğünde, karar verici mekanizmaların önemli noktalarında duran insanların da kendilerinde olduğu kadar çevrelerinde de tam bir güven ortamı yaratmasının gerekliliği su götürmez bir gerçektir.

En basit anlamda halkın kendi kendini yönetmesi olarak ifade edilen demokrasi sisteminde ise hem halk hem de yönetici kesimlerinin kesişim kümesinde bulunan bu karar vericilerin, mevcut sistemin sağlıklı bir şekilde işleyip işlemediğini anlamak açısından birinci derecede mercek altına alınıp incelenmesi gerekir.Zira sistemin rutin sağlık kontrolü açısından en sağlıklı ve en kritik bilgiler bu bölgelerden alınmaktadır.

Peki bahsedilen gözlemlerde dikkat edilecek güven ortamını oluşturan maddeler nelerdir?

İlki kişinin kendine güvenidir.Ancak kendine güvenen bir kişi gerçek bir samimiyete ulaşır, fikrini baskı altında olsa dahi dürüstçe ifade eder, neticede olumlu ve olumsuz yanları en çıplak haliyle görme kabiliyetini kazanır, nihayetinde en efektif sonuca ulaşır.Burada gözden kaçırılmaması gereken husus ise kişinin gerçek samimiyete ancak bilgisini, entelektüel kapasitesini artırarak ulaşacağı gerçeğidir.Sanıldığının aksine bilgiye ne kadar yaklaşırsa acziyetini anlayacak, bilgisizliğinin sınırlarını görecektir.Sahip olunan bilginin toplam içinde ne kadar küçük bir yüzdeye sahip olduğunu fark etmek ise gerçek bilginin saklı olduğu odanın anahtarıdır.Böylesi bir bilince ulaşan kişi kibri bırakıp tevazuyu baş tacı edecek, diğerlerinin fikrine de saygı duymayı öğrenecektir.1995 yapımı The Addiction adlı bağımsız Hollywood filminde New York’da felsefe doktorası yapan kadın kahramanız bir gece evine dönerken vampir tarafından ısırılır, filme de adını veren kan bağımlılığına adımını atar.Sürekli bir susuzluk çekmekte, zaten bir hayli stresli olan yaşantısını güç bela idare etmeye çalışmaktadır.Hikaye akıp giderken doktorayı tamamlar, edindiği yeni bağımlı arkadaşlarıyla birlikte ayarladığı bir komployla bütün kinini kibirli akademi ve sanat camiasından çıkartır.Bu girişimden sonra artık kabullendiği susuzluğuyla birlikte ortadan kaybolması gerekir.Filmin sonunda kendi isminin yazdığı mezar taşının önüne elindeki çiçeği bıraktıktan sonra uzaklaşırken şunları söyler:”Kendini bilmek, kendini yok etmektir.”

Güven ortamını oluşturan ikinci madde ise astlarına güvendir.Ancak burada bahsettiğimiz yapay bir güvenden ziyade yeni üstler oluşturabilme kapasitesidir.Nitekim beylik ifadeyle “gerçek bir lider takipçiler değil, yeni liderler yaratır.”Henry Kissinger bir keresinde yardımcılarının birinden belli bir konuda dosya hazırlamasını ister.Adam dosyayı hazırlar ve getirir.Kissinger beğenmeyerek geri gönderir.Aynı durum üç dört kez tekrarlanır.Sonuncuda dönemin dış işleri bakanı tekrar dosyayı geri gönderecekken yardımcısı artık dayanamayıp patlar, Amerikalılara has tavırla “Lanet olsun yapabileceğimin en iyisi bu!” diyerek haykırır.Henry Kissinger sakince gülümseyerek “İşte şimdi dosya hazır oldu,”der.

Ülkemizde deneyimlenen siyasi hayatın da en büyük eksiğinin bu olduğunu söyleyebiliriz.Bütün politik oyunlar kalabalıklar ve maceralar üzerine kurulmaktadır.Bunun meali ise benden sonra tufan anlayışıdır.Tarih boyunca maceralarla yönetilen insanlar yüzyılların ataletini bir türlü üzerlerinden atamamakta, sürekli güncellenen bu uygulamayı sorgusuz sualsiz kabul etmektedirler.Ancak demokrasiyi naçizane olarak halkın macerayla yönetilmemesi olarak tanımladığımızda, ortak havuza ne kadar çok slogan doldurursak, aklı da bir o kadar dışlamış olacağımızın farkına varırız.Bu olduğu takdirde kafa beden iletişimi kaybolmuş, terörizmi benimsemiş kanunsuz paralel devlet yapılanmalarının ifadesini ödünç alırsak halk sürekli olarak birilerinin kullanışlı aptalı konumuna düşer.Ancak amaç bu değildir; asıl amaç halkın özgürce ve akılcı fikir yürütebilmesini, hiçbir oluşuma bağımsızlığını teslim etmemesini sağlamaktır.

Üçüncüsü üstlerine güvendir.Yine tersine bir yaklaşımla anlatmak istediğimiz üstlerin kararlarına körü körüne itaat etmek değil, onların da insan olduğu gerçeğinin ışığında hata yapabileceklerini kabul etmektir.Bu şu anlama gelir:Üst olan aynı zamanda ast, ast olan da aynı zamanda üsttür.Her konumun değişken ve bütün hiyerarşinin plastik bir yapısı olduğu kabulünden sonra kararların ve bakış açılarının değişmemesi olanaksızdır.Bu olduğu takdirde artık konumlar altta ve üstte olmaya göre değerlendirilmez, kişi içinde bulunduğu koşulların gerektirdiği görevi en iyi şekilde yapmaya çalışır.

Dördüncüsü ise çalışma arkadaşlarına güvendir.Ne yaparlarsa yapsınlar yine de sırtını dayamayı içeren basit açıklamadan ziyade başarının da başarısızlığın da bir ekip işi olduğunu, herkesin mevcut mekanizmanın işleyişinde hayati öneme sahip birer parça olduğunu idrak edebilmektir.2011 yapımı Hugo filminden bir replikte denildiği gibi ”Bütün dünyayı büyük bir makine olarak düşünürüm.Bilirsin makinelerde asla fazla parça bulunmaz; tamı tamına lazım olan adette parça vardır.O halde ben de bu dünyaya boşu boşuna gelen fazladan bir parça olamam.Bu demek oluyor ki; benim bir geliş sebebim olduğu gibi senin de bir geliş sebebin var.”

Bu başlıklardan birinin bile eksik olması oluşturulması gereken güven ortamına büyük bir darbe vuracaktır.Ancak eksiklikten daha tehlikeli olan bir durum varsa o da sahte güven duygusunun varlığıdır.Nedir, güven duyulmadığı halde maskelerin hüküm sürdüğü sahte bir çıkar dünyasının oluşmasıdır.Her iletişim kaleminin yapaylıktan nasibini aldığı olduğu böyle bir ortamda edinilen başarı ve başarısızlıklar ekibi daha da birbirine bağlamayı bırakın, aksine aradaki bağları gittikçe zayıflatacaktır.

Oysa tam tersine samimi bir güven ortamının işleme konulması, toplumu daha ileriye taşıyacak yegane gerekliliktir.Bu durumu bir yolcu uçağına benzetebiliriz.İçindeki yolcularıyla, eğitimli pilotlarıyla, yolculara hizmet etmek için canla başla çalışan kabin ekibiyle, son teknoloji donanım ve yazılımıyla bu uçağın kat edebileceği mesafe standart yükseklik ve hızda deposunun hacmiyle doğrudan bağlantılıdır.İşte bu depo güveni temsil eder.O halde ilk yapılması gereken, kişilerin güven ortamının bütün toplumsal tabana yayılmasını sağlamaları, toplumun içinden çıkacak karar vericilerin de belirli bir süre boyunca işgal ettikleri koltukların etki alanına kapılmadan aynı güven ortamını kendi seviyelerinde de devam ettirmeleridir.Ancak böyle yapıldığı takdirde akılcı ve adalete gözü kapalı güvenilen bir toplumun inşası mümkün olacaktır.

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Hedef Halk | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : İnternet Sitesi : (0 541) 292 76 95 Gazete İletişim : (0 362) 234 54 10 Faks : 0(362) 234 64 10