• BIST 105.324
  • Altın 146,596
  • Dolar 3,4727
  • Euro 4,1687
  • Samsun 19 °C
  • İstanbul 24 °C
  • Ankara 12 °C
  • İzmir 21 °C
  • Ordu 21 °C
  • Sinop 17 °C
  • Giresun 22 °C
  • Amasya 14 °C
  • Rize 21 °C
  • Trabzon 23 °C

Vezir Fedası

ALİ ONUR ŞAHİNOĞLU

Stefan Zweig, Satranç adlı kitabında günler süren bir gemi seyahati esnasında başından geçen ilginç bir olayı hikayeleştirir.Anlatıcı, gemi denize açıldıktan bir müddet sonra yolcular arasında dünya satranç şampiyonunun da bulunduğunu öğrenir.Bir kaç meraklıyla beraber zor da olsa kibirli şampiyonla bir parti oynama şansını yakalarlar.Oyunun şampiyon lehine ilerlediği sırada aniden ortaya çıkan bir yolcu verdiği taktiklerle maçı amatörlerin lehine çevirmeyi başarır.Şampiyon da dahil herkes bu gizemli kurtarıcının kim olduğunu merak eder.Sonraki günlerden birinde anlatıcı, bu adamı güvertede görür.Aralarında başlayan sohbetin yardımıyla olayın iç yüzüne vakıf olur.Naziler Dr.B.’nin ülkesini işgal ettiğinde Almanların işine yarayacak bilgilere sahip olanlar sorgulanmak üzere özel olarak ayarlanan otellerde alıkoyulurlar.Doktor da bazı önemli sırlara vakıf olduğu için diğer kişilerle birlikte otele gönderilir.Bu otel bir hapishaneden farksızdır.Giriş ve çıkış kesinlikle yasaktır.Günler boyu bitmek bilmeyen çapraz sorgular yapılır.Odalarda bazı zorunlu eşyadan başka hiç bir şey bulunmaz.Aylar geçtikçe adam aklını kaybetmeye başlar.Hemen bir reaksiyon göstermesi gerektiğini düşünür.Günlerden bir gün sorgu sırasını beklerken, Nazi subaylarına ait paltolardan birinin cebinde gördüğü kitabı bin bir güçlükle kimseye görünmeden almayı başarır.Kitap belli başlı satranç oyunlarını içeren bir eserdir.Kitabı hatmetmekle kalmaz, kendi yaptığı uyduruk satranç takımıyla oyunları kendi başına tekrar tekrar oynar.Bu yolla akıl sağlığını korur, hayatta kalmayı başarır.Ama gel gör ki her şey bitip kurtulduğunda, maalesef bir iki oyundan fazlasını oynayamaz.Çünkü hayatta kalmasını sağlayan uğraş aynı zamanda onu tekrar o boğucu atmosfere taşır, kendini kaybetmesine sebep olur.Yani bir anlamda hayatını kurtaran uğraş aynı zamanda onu yok eder hale gelir.

Bir çok edebiyat eserinde işlenen bu konunun beyaz perdede de tercih edildiğine çokça şahit oluruz.Misal Kara Şövalye filminde Joker karakteri, meşhur “öldürmeyen, güçlendirir,” felsefi önermesini basit bir değişiklikle “öldürmeyen, garipleştirir,” haline sokar.Karakterin kaos odaklı eylem tipini nasıl içselleştirdiğini de bu ufak detaydan pekala çıkarabiliriz.Neticede onu hayatta tutan anlayış sadece kendine değil topluma da zarar verir hale gelir.

Tabii ki kitapların, filmlerin, genel olarak sanatın içinde kendisine yer bulan bu konu, doğal olarak gerçek hayatta daha şiddetli bir şekilde tecrübe edilmektedir.Sistem, kendi seçimlerini yaşama şansını bireyin elinden alıp onu kendisinin normal diye adlandırdığı hapishaneye mahkum etmektedir.İnsanlar bu hapishanede hayatta kalmak için kendilerine kaçıp sığınabilecekleri çeşitli kavramlar bulmaktadırlar.Bu bazen ileri teknoloji ürünleri olurken bazen cinsellik olur.Bazıları kariyere tutunurken, bazıları siyasete yapışır.Ancak ne olursa olsun hayatta kalmak için edindiği uğraşı ve ya nesneyi maksimal derecede sahiplenir.Post modern fanatizmin dinamikleri burada kendini ele verir.Zira içinde bulunduğumuz çağda özne, hissettiği duygular için değil, sahip olduğu nesneler için aşırı duyarlılaşma yolunu izlemektedir.Bu durum ise sanal bir hayatın temellerini atmaktadır.Cummings'in dediği gibi "bir insana nasıl düşüneceğini, nasıl davranacağını öğretebilirsiniz ama nasıl hissedeceğini öğretemezsiniz.İnsan, yalnızca hissettiğinde kendisi olur."

Bu noktada şu soruyu sormak kesinlikle abesle iştigal olmaz:Peki rutinden kaçış bir yanılsamadan ibaret olabilir mi?

Sistemin içine ustalıkla yedirilen ve bitmek bilmeden dönüp duran tanıtımları, reklamları inceleyin.Size hep daha iyiyi sunar.Daha önceden sahip olup radikalize ettiğiniz, size gerçekten rutinden çıkma hissini yaşatan iyiden daha iyiyi.Bir sonrakinden daha kötüsünü.Burada sonlu bir döngünün mevcudiyeti aşikardır.Her zaman yeni bir alternatif vardır.Ne yazık ki son durak yoktur.Peki bu durumda bir kaçıştan söz edilebilir mi? Hayır insan kaçmaz, sadece en iyiler arasında yer değiştirir.Farkına varılmadan bireyin rutini bu sanal yer değiştirmeden ibaret hale gelir.Olan yalnızca hücre parmaklıklarının her gün farklı renklere boyanmasıdır.

Aslında tersine bir okumayla buradan sistemin bireyi sahiplendiği anlamı da çıkarılabilir.Nitekim asalak bir ilişki içerisindeki kendi varlığının devamı buna bağlıdır.Özne artık çok geç olduğunu anladığında bile peşini bırakmaz.Çünkü insan hayatı değersizleştirip bölünmüş, her kesite uygun yeni daha iyiler bulunmuştur.Gençliğinizde, orta yaşınızı yaşarken, sağlıklı ve sağlıksız olduğunuz dönemler ayrı ayrı sahiplenilmiştir.

Peki bu konuda yapılabilecek olan nedir?

Bu noktada dilerseniz satrançla başladığımız yazıyı yine satrançla bitirelim.Bildiğiniz üzere bu oyunda feda denilen bir taktik vardır.Daha yüksek bir kazanç için yeri geldiğinde diğer taşları bilerek rakibe verir, eğer kombinasyonu doğru uygularsanız öngördüğünüz avantajı yakalarsınız.Gönüllü olarak verdiğiniz taş bazen at olur, bazen fil, bazen piyon.İnsanın yapması gereken ise en büyük putunu feda etmektir, yani vezirini.Her insanın yaşamında onu kısır döngüye sokan, gerçekten yaşadığı yanılsamasını yaşatan bir vezir mutlaka vardır.Bir Japon atasözü “sadece ölü balıklar akıntıyla yüzer,” der.İnsanın kendisini yaşayan bir ölü konumuna sokan bu sistemden çıkış bileti, sisteme kendisini bağlayan kendi vezirini feda etmektir.Yapmaya cesaret ettiği şaşırtıcı hamlenin birey için getirisi yaşayan ölü konumundan çıkıp kendini sömüren sisteme karşı hakiki bir duruş kazanmak, çıplak kalmak, yaşadığının farkına varmak olacaktır.Birey ancak bu fedayı yaptığı takdirde hem kendisine hem de topluma karşı samimi bir yargıya ulaşacaktır.

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Hedef Halk | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : İnternet Sitesi : (0 541) 292 76 95 Gazete İletişim : (0 362) 234 54 10 Faks : 0(362) 234 64 10