Dağlarda tek tek ateşler yanıyordu
Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki
şayak kalpaklı adam
nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden
güzel, rahat günlere inanıyordu
ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında
birden bire beş adım sağında onu gördü.
Paşalar onun arkasındaydılar.
O, saati sordu.
Paşalar: "Üç" dediler,
Sarışın bir kurda benziyordu.
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
Yürüdü uçurumun basına kadar,
eğildi, durdu.
Bıraksalar
İnce, uzun bacakları üstünde yaylanarak
ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak
Kocatepe'den Afyon ovasına atlayacaktı.
Milli mücadeleyi ve sonunda gelen büyük zaferi, Nazım Hikmet’in Kuvayı Milliye Destanı’ndaki mısralardan daha iyi anlatan sözler bulunamaz biliyorum.
Ancak, Bursa Belediye Başkanı Alinur Aktaş’ın '’30 Ağustos, halkın genelini ilgilendiren bir bayram değildir” demesi üzerine ‘’Bugün söylenecek başka sözler de vardır diye’’ düşünerek, izninizle ben de bir ki kelam etmek isterim.
Başkomutanlık Meydan Muharebesi olarak da bilinen 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın önemini anlamak için önce, 30 Ağustos 1922 öncesi bu topraklarda nelerin yaşandığını bilmek gerektir.
Batılıların ‘’Avrupa’nın Hasta Adamı’’ dedikleri Osmanlı son yıllarında girdiği bütün savaşlarda olduğu gibi Balkanlarda, Kafkasya’da, Kuzey Afrika’da ve dahi Arabistan çöllerindeki bütün cephelerde dağılmıştı.
Üstelik basiretsiz yöneticiler tarafından sokulduğu birinci dünya savaşının sonunda da yenilmiş sayılınca Sevr Antlaşması gibi bir utanç belgesini de imzalamak zorunda kalmıştı.
Üstelik Çanakkale’de destansı bir zafer kazanmamıza rağmen o utanç belgesini imzalatmışlardı bize.
Ruslar, Erzurum’a kadar gelmişlerdi.
Maraş ve Antep’de Fransızlar, Antalya taraflarında İtalyanlar, İstanbul’da İngilizler vardı işgalci olarak.
İngilizlerin kışkırttığı, Yunan da 15 Mayıs 1919’da İzmir’e çıkarak Anadolu’nun işgaline başlamıştı.
Yunan Ordusu, Hasan Tahsin’in İlk Kurşunu’na rağmen, Anadolu içlerine kadar ilerlerken, Yunan askerleri kasaba ve köyleri yağmalamış, kadın ve kızlarımızın ırzlarına tasallut emişlerdi.
Bunu fırsat bilen Rum ve Ermeni çetelerinin yanı sıra asker kaçakları ve başıbozuklar, da köylerimizi basıyor, yoksul halkın sofrasındaki ekmeği çalıyor, kadın ve kızlarımızın ırzına geçiyordu.
O utanç belgesi olan Sevr, Türkleri Anadolu’dan atma projesidir.
Yunan Ordusunun İzmir’e çıktığı günün ertesinde yani 16 Mayıs 1919 günü 18 arkadaşıyla birlikte Bandırma Vapuru’na binen Mustafa Kemal, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkarak başlattığı Milli Mücadele'yle, 26 Ağustos 1922 sabahı başlattığı büyük taarruzu, 30 Ağustos günü büyük zaferle sonuçlandırmıştı.
Mustafa Kemal komutasındaki Türk ordusu, Başkomutanının verdiği ‘’Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir ileri’’ komutuna uyarak, 9 Eylül 1922’de düşmanı İzmir’de denize dökmüştü.
Bazı insanların hafızası, balık hafızasına mı benziyor ve unutuyor, ya da kasten böyle mi davranıyor bilemem.
Ancak, ‘’Keşke Yunan kazansaydı’’ diyen fesliden sonra Bursa Belediye Başkanı Alinur Aktaş da, Belediye Meclisi’nde 30 Ağustos Zafer Bayramı’nda toplu taşıma araçlarının ücretsiz olmasını isteyen üyelere ‘'30 Ağustos, halkın genelini ilgilendiren bir bayram değildir” demiş.
‘’Deli saçmalığı’’ desem hafif kalır.
‘’Kıblesi Akropolis olanlar için elbette bir bayram değildir’’ desem, bu kez de Rum kökenli vatandaşlarımızı üzer miyim bilemedim ama şunu bilir sunu söylerim:
30 Ağustos Zafer Bayramı, Türklerin bayramıdır.