Paylaş

Atlara Uçmayı Öğreten Adam

Bazen insanı hayatta tutan, gerçekleşeceğinden emin olduğu şeyler değil, gerçekleşme ihtimaline inandığı umutlardır.

Pers Sultanı, iki adamı ölüme mahkûm etmiş. Sultan’ın atına ne kadar düşkün olduğunu bilen mahkûmlardan biri, hayatı bağışlanırsa bir yıl içinde ata uçmayı öğretebileceğini söylemiş. Dünyada uçan bir ata sahip olma düşüncesi Sultan’ın hoşuna gitmiş ve adamın canını bağışlamış.

Diğer mahkûm şaşkınlıkla arkadaşına bakarak, “Atların uçamayacağını biliyorsun. Nasıl böyle bir fikirle ortaya çıkabildin?” diye sormuş.

Arkadaşının cevabı ise düşündürücüymüş:

“Önümde dört ihtimal var. Sultan bu yıl ölebilir, ben ölebilirim, at ölebilir. Belki de ata uçmayı öğretebilirim!”

İşte hayatın özeti bazen bu kadar kısa bir hikâyenin içinde saklıdır. İnsan, en çaresiz anında bile bir ihtimale tutunarak kendisine yeni bir yol açabilir. Çünkü hayat, her zaman bildiklerimizden değil, henüz bilmediklerimizden de ibarettir.

PEKİ, BİZ HAYATTA KAÇ KEZ KENDİMİZİ YENİLGİYE MAHKÛM EDİYORUZ?

Bir işe başlamadan başarısız olacağımızı düşünüyor, bir kapıyı çalmadan açılmayacağına karar veriyoruz. Bir sınavda başarısız olduğumuzda bütün geleceğimizin karardığına inanıyor, bir hayalimiz gerçekleşmediğinde artık hiçbir şeyin yolunda gitmeyeceğini düşünüyoruz.

Oysa bir kez başarısız olmak, her zaman başarısız olacağımız anlamına gelmez. Bir kapının yüzümüze kapanması, başka kapıların da kapalı olduğunu göstermez. Hayatın en büyük yanılgılarından biri, henüz yaşanmamış bir geleceğin hükmünü bugünden vermektir.

Kaç insan, yıllar önce imkânsız gördüğü bir hayali gerçekleştirmiştir? Kaç insan, en zor günlerinde karşısına çıkacağını bile bilmediği fırsatlarla hayatını yeniden kurmuştur?

Belki de en büyük kaybımız, başarısız olmak değil; başarısızlık korkusuyla daha başlamadan vazgeçmektir.

İŞSİZLİK, YOKLUK VE YENİDEN BAŞLAMAK

Yıllarca çalıştığı işini kaybeden bir babayı, iş başvurularından olumsuz cevap alan bir genci düşünün. Ev kirasını, mutfak masrafını, çocuklarının ihtiyaçlarını karşılamak için çırpınan insanlar var. Onlara yalnızca “Umutlu olun,” demek elbette yeterli değildir. İnsanların fırsata, desteğe ve adil şartlara da ihtiyacı vardır.

Ancak bütün bu zorlukların ortasında bir gerçeği unutmamak gerekir: Bugün işsiz olmak, ömür boyu işsiz kalmak demek değildir. Bir sınavı kazanamamak, bütün yolların kapandığı anlamına gelmez. Bir girişimin başarısız olması, yeniden denemeyeceğimiz anlamına da gelmez.

Belki bir dostun tavsiyesi, belki öğrenilecek yeni bir meslek, belki de hiç beklemediğimiz bir fırsat hayatımızı değiştirebilir.

Yeter ki umudu yalnızca beklemekten ibaret görmeyelim. Çünkü umut, çabanın yol arkadaşıdır. Ata uçmayı öğretmeye çalışan adamın hikâyesinde de asıl dikkat çekici olan, imkânsız görünen bir hedef uğruna kendisine zaman ve ihtimal yaratmasıdır.

KIRILAN GÖNÜLLER VE İKİNCİ BİR ŞANS

İnsan yalnızca geçim derdiyle sınanmaz. Bazen en çok güvendiği insandan yara alır, bazen yıllarca emek verdiği bir ilişki sona erer. Bir dostluk biter, bir sevda yarım kalır. O zaman insan, “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak,” diye düşünür.

Belki gerçekten eskisi gibi olmayacaktır. Bazı insanlar geri dönmez, bazı kayıpların yeri dolmaz. Fakat bir ilişkinin bitmesi, hayatın da bittiği anlamına gelmez.

Bazen yeni bir başlangıç için affetmek, bazen uzaklaşmak, bazen de insanın kendisini yeniden keşfetmesi gerekir. Geçmişimizi değiştiremeyiz ama geçmişimizin bütün geleceğimizi yönetmesine izin vermek zorunda da değiliz.

Hayat, her zaman istediğimizi bize vermez. Ancak yaşadığımız her hayal kırıklığı, önümüzdeki bütün ihtimallerin tükendiğini göstermez.

UMUT, BAZEN BİR BAŞKASININ ELİNİ TUTMAKTIR

Umut yalnızca kendimiz için beslediğimiz bir duygu değildir. İş arayan bir gence yol göstermek, zor günler geçiren bir dostumuzu dinlemek, bir öğrencinin eğitimine destek olmak da umudu büyütmektir.

Bazen bir insanın hayatını değiştiren şey büyük bir yardım değil, tam vazgeçeceği sırada karşısına çıkan küçük bir destektir. Bir söz, bir fırsat, uzatılan bir el…

Bugün bir başkasına verdiğimiz cesaret, onun yarın yeniden ayağa kalkmasına vesile olabilir. Çünkü insanların birbirine destek olduğu toplumlarda umutsuzluk azalır, dayanışma güçlenir.

Belki de gerçek anlamda ata uçmayı öğretmek, imkânsızı başarmaktan önce, umudunu kaybeden bir insana yeniden deneyebileceğini göstermektir.

SON SÖZ: BELKİ DE AT BİR GÜN UÇAR!

Şimdi yeniden o iki mahkûma dönelim. İkisi de atların uçamayacağını biliyordu. Ancak biri yalnızca gerçeğin değişmez tarafına bakarken diğeri ihtimalleri görüyordu.

Hayatta her istediğimiz gerçekleşmez. Bazen ne kadar çabalarsak çabalayalım değiştiremeyeceğimiz durumlarla karşılaşırız. Böyle zamanlarda kabullenmek de bir olgunluktur. Fakat değiştirebileceğimiz şeyler varken kendimizi çaresizliğe mahkûm etmek, henüz kapanmamış kapıları kendi ellerimizle kapatmaktır.

Unutmayalım; bugün içinden çıkamadığımız bir sorunun cevabı yarın karşımıza çıkabilir. Bugün başarısız olduğumuz bir işte yarın başarılı olabiliriz. Bugün son sandığımız bir olay, yarın yeni bir başlangıcın ilk adımı olabilir.

Öyleyse kendimizi henüz yaşanmamış bir geleceğin mahkûmu yapmayalım. Gücümüz yettiğince mücadele edelim, gerektiğinde yolumuzu değiştirelim ama umudumuzu kolayca terk etmeyelim.

Çünkü bazen insanı hayatta tutan, atın uçacağına inanması değil; at uçmasa bile yaşamaya devam edecek bir neden bulabilmesidir.

Asıl mesele, atlara uçmayı öğretmek değil, insanlara umudun kanatlarını yeniden hatırlatmaktır.

Baki Selamlar 

Yorumlar (0)

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Bu içerik için henüz onaylanmış yorum yok.