Bugün üzerinde konuştuğumuz mesele yalnızca bir kurultay meselesi değildir.
Yalnızca parti içi bir tartışma da değildir.
Aslında tartıştığımız şey, Cumhuriyet Halk Partisi’nin ikinci yüzyılda nasıl bir yol izleyeceği, Türkiye’ye nasıl bir umut sunacağı ve toplumla nasıl bir bağ kuracağı meselesidir.
Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu partisidir.
Bu tarihsel miras bizlere üstünlük değil, sorumluluk yüklemektedir.
Çünkü kurucu parti olmak; daha fazla demokrasi, daha fazla adalet ve daha fazla özgürlük istemek, halkın sorunlarına daha fazla çözüm üretmek demektir.
Bugün bize düşen görev, geçmişe takılıp kalmak değildir.
Geçmişten güç alarak geleceği inşa etmektir.
Kırgınlıkları büyütmek değildir.
Ortak hedefleri büyütmektir.
İnsanları ayrıştırmak değildir.
İnsanları yeniden aynı ideal etrafında buluşturmaktır.
Mustafa Kemal Atatürk ve kurucu kadrolar, bu ülkeyi umutsuzluğun içinden çıkararak Cumhuriyet’i kurdular.
Onların bıraktığı en büyük miras, her şart altında akla, bilime, demokrasiye ve millet egemenliğine güvenmektir.
Bizim de yol haritamız budur.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin geleceği, kişisel hesaplarda değil, örgütün iradesindedir.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin geleceği, öfkede değil, ortak akıldadır.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin geleceği, ayrışmada değil, birliktedir.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde hepimizin sorumluluğu; daha dikkatli konuşmak, daha çok dinlemek ve daha çok çalışmaktır.
Samsun’da da Türkiye’nin her köşesinde de yurttaşlarımızın bizden beklediği şey budur.
Onlar kavga görmek istemiyor.
Onlar çözüm görmek istiyor.
Onlar polemik duymak istemiyor.
Onlar umut duymak istiyor.
Onlar siyasi hesaplaşmalar değil, çocuklarının geleceğine dair güven duymak istiyor.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin görevi de tam olarak budur:
Halkın sesini duymak.
Halkın umudunu büyütmek.
Cumhuriyet’in kazanımlarını korumak.
Demokrasiyi güçlendirmek.
Türkiye’yi yeniden geleceğe güvenle bakabilen bir ülke hâline getirmek.
Ben inanıyorum ki Cumhuriyet Halk Partisi’nin köklü birikimi, örgütlerimizin fedakârlığı ve halkımızın sağduyusu bu süreci başarıyla aşacaktır.
Yeter ki birbirimizi tüketmeyelim.
Yeter ki ortak hedeflerimizi unutmayalım.
Yeter ki Cumhuriyet’e ve onu kuran değerlere karşı taşıdığımız sorumluluğu aklımızdan çıkarmayalım.
Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi’nin gerçek gücü makamlarında değil, tarihindedir.
Gerçek gücü kişilerinde değil, ilkelerindedir.
Gerçek gücü tartışmalarında değil, halkla kurduğu bağdadır.
O bağ var olduğu sürece Cumhuriyet Halk Partisi de var olmaya devam edecektir.
Cumhuriyet yaşayacaktır.
Demokrasi yaşayacaktır.
Türkiye mutlaka kazanacaktır.
Kaynak: Haber Merkezi