İnsanoğlunun en asli görevlerinden biri, kendisini ve ailesini sadece dünya zorluklarından değil, ebedi hayatın azabından da korumaktır. Kur’an-ı Kerim, müminlere kendilerini ve sevdiklerini "yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten" koruma sorumluluğu yüklerken, bu refleksin aslında tüm canlıların fıtratında var olduğu görülmektedir.
FITRATIN SESİ: NESLİ KORUMA İÇGÜDÜSÜ
Doğadaki her varlık, neslini devam ettirmek ve korumak üzere programlanmıştır. Bir ziraat mühendisinin gözlemiyle; susuz kalan bir buğday mahsulü, kendi gövdesini büyütmekten vazgeçip elindeki son enerjiyi başağındaki taneye aktararak neslini korumaya çalışır. Aynı içgüdü, yavrusu için kendisini tehlikeye atan bir hayvanda veya evladı için dalgalara atılan bir babada da tezahür eder. Rabbimiz, fıtrata yerleştirdiği bu koruma duygusunu, Tahrim Suresi 6. ayetle ebedi hayata karşı bir tedbir alma emrine dönüştürmüştür.
EN BÜYÜK MİRAS: GÜZEL AHLAK
Modern dünyanın maddi kaygıları, ebeveynleri çocuklarına yüksek miktarda mal ve mülk bırakma yarışına soksa da, İslam dini bu konuda farklı bir vizyon sunar. Peygamber Efendimiz (sas), asli görevi şu hadis-i şerifi ile özetlemiştir: "Hiçbir baba, çocuğuna güzel ahlaktan daha kıymetli bir miras bırakmamıştır."
Bu doğrultuda, çocuklara bırakılacak en büyük servet; onları çirkinliklerden koruyacak olan namaz bilinci ve güzel ahlaktır. Taha Suresi'nde de belirtildiği üzere, dünya süslerine aşırı meyletmeden aileye ibadeti emretmek, rızık endişesi taşımadan Allah’a kul olmak kurtuluşun anahtarıdır.
EBEDİ HAYATA HAZIRLIK
İnsan, diğer canlılardan farklı olarak sadece biyolojik neslini değil, ruhsal ve manevi geleceğini de inşa etmekle yükümlüdür. Kulluk bilinci, aile bireylerini cennet ikliminde bir araya getirecek bir köprüdür. Aile reislerinin, evlatlarını kötü ahlaktan koruyacak manevi donanımları onlara kazandırması, sadece dini bir görev değil, fıtratın gerektirdiği bir sadakattir.
Haber Merkezi