Behzat Ç. Aslında Kim?

Ekleme: 05.06.2026 10:00

2024 yerel seçimlerinde CHP’den Etimesgut Belediye Başkanı seçilen hemşehrimiz Erdal Beşikçioğlu, 5 Ocak 1970 yılında Ordu, Ünyeli bir memur baba ve Priştine’den Ankara’ya göç etmiş bir Arnavut ailenin kızı olan annenin ilk çocuğu olarak Ankara’da dünyaya geldi. Babası Vakıflar Bankası’nda müdürdü. Babasının tayinleri sebebiyle ilköğretim hayatını farklı şehir ve okullarda geçirdi. 

Behzat Ç. “Erdal Beşikçioğlu” aslında kim?

Sahne ışıkları, şöhret, alkışlar ya da magazin kapakları... 

Hiçbiri umurunda değildi.

Tiyatrocu olmak gibi bir çocukluk hayali bile yoktu.

Üniversite sınavını kazanamayınca önünde iki yol kalmıştı: 

Ya spor akademisine gidecekti ya da konservatuvara. 

"Gidelim, bir şansımızı deneyelim" dedi. 

Aslında aklındaki tek şey, üniversite okuyup askerliğini "er" olarak yapmamaktı. 

Ama kaderin onun için yazdığı senaryo çok başkaydı.

Okulu bitirdi, Devlet Tiyatroları onu Diyarbakır'a atadı.

Yıl 1993... 90'ların en karanlık, en zor günleri. 

Orada tiyatro yapmak, ateşten gömlek giymekti. 

Molière’in sahte bir din adamını anlatan "Tartuffe" oyununu sahneliyorlardı diye, oynadıkları tiyatroya bomba bile koydular! 

Herkes "bırakıp kaçar" sanırken, onlar bombaya inat, korkuya inat sahnenin tozunu yutmaya devam etti.

Askerlik geldi çattı. 

Devlet ona görev yerini tebliğ etti: Hakkari - Yüksekova - Çukurca.

Hem de jandarma komando olarak!

Tiyatro sahnesinden inip eline G-3 piyade tüfeğini aldı. 

O sanatçı adam, Türkiye'nin en acımasız yıllarında dağlarda, mayın tarlalarında devriye gezdi. Yıllar sonra o günleri anlatırken gözleri uzaklara dalıp şöyle diyecekti:

"Kurşunun nereden geleceğini bilemezdiniz. Bastığınız toprağın altında ne var, bilemezdiniz..."

İşte o dağlarda gördükleri, ölümle burun buruna geldiği o anlar, oyunculuğuna o derin ve sarsıcı gerçekliği katacaktı.

Askerden Ankara'ya, yuvasına döndü. 

Ama kimse ona kırmızı halı sermedi. "Sen dağlardan geldin, al sana başrol" demedi.

Sabahları okul, akşamları geçinmek için dublaj stüdyolarında seslendirme, geceleri ise sahnede figüranlık... 

Yıllarca usta isimlerin arkasında sessizce sırasını bekledi. 

Konservatuvar aşkı, hayat arkadaşı Elvin ile omuz omuza verip tırnaklarıyla kazıdı o sahneleri. 

Bir Delinin Hatıra Defteri ile vinç üzerinde tek başına devleşmeden önce, yıllarca o tozlu yolları yürüdü.

Gençlik yılları bitmiş, orta yaşlarına gelmişti. 

Bir gün bir muhabir ona, "Neden parlamak için bu kadar beklediniz?" diye sorduğunda, o sadece işini yaptığını, şöhretin peşinde hiç koşmadığını söyleyecekti.

Ve sonra bir gün...

Ankara'nın puslu havasından; hayatın sillesini yemiş, sistemle kavgalı, küfürbaz ama yüreği paramparça bir polis komiseri çıktı ekranlara. "Saçma sapan konuşma la!" diyen, acısını içine atan, kızının ölümüyle yıkılmış bir adam... 

Ekranda bir jön değil, kanlı canlı, bizden biri, defolu bir insan vardı. 

Memleket bu sarsıcı gerçeklikle vuruldu.

Türkiye onu sadece parlak bir senaryonun ürünü sanıyordu.

Oysa o karakterin bakışlarındaki o derin yorgunluk; Hakkari dağlarında nöbet beklemiş, Diyarbakır'da bombalara kafa tutmuş, yıllarca figüranlık yapmış o adamın kendi gerçeğiydi.

O adam, memleketin hep bir ağızdan "Amirim" diyerek bağrına bastığı...

Erdal Beşikçioğlu'nun ta kendisiydi. (Alıntı)

 

Bu haberi nasıl buldunuz?

Yorum Yap