Bir Koro Şefinin ve Sanatın Ağır Yükü

Bir Koro Şefinin ve Sanatın Ağır Yükü

Hazır

Giriş: 05.01.2026 10:00 Güncelleme: 30.05.2026 19:21
​Bugün size, sahnede gördüğünüz o ışıltılı kostümlerin ve kusursuz notaların arkasında saklanan, izleyicinin pek bilmediği, sanatçının ise ruhunu yoran o görünmez yükten bahsetmek istiyorum. Geçtiğimi...

​Bugün size, sahnede gördüğünüz o ışıltılı kostümlerin ve kusursuz notaların arkasında saklanan, izleyicinin pek bilmediği, sanatçının ise ruhunu yoran o görünmez yükten bahsetmek istiyorum. Geçtiğimiz günlerde kıymetli dostum Dr. Mehmet Katar’ın bir sosyal medya paylaşımı adeta bam telime dokundu. Paylaşımında Stieg Larsson’un o keskin uyarısını hatırlatıyordu: “Kaybedeceğin kesin olan savaşa girme ama seni aşağılamış olanı da asla affetme.” Bu sözler, sanat yaşamımda 39 yılı devirirken verdiğim mücadeleleri, sütten ağzı yanmış bir değerli arkadaşımın iç döküşü, gelip yüreğimin ortasına oturdu.Kendimi bu sözlerin ortasında buldum ve derin bir iç çekişle geçmişe daldım.

​İnsan bazen hayal ediyor; keşke bir koro şefi olarak tek derdimiz o muazzam eserleri en doğru üslupla çalışmak, koristlerin sesindeki o huzurlu tınıyı yakalamak olsa. Oysa gerçekler çok daha yorucu. Bir sanatçının, bir şefin elinde çantasıyla kapı kapı dolaşıp konser finansmanı için sponsor aramak zorunda kalması, sanatın o asil duruşuna ne kadar ağır geliyor, bilemezsiniz. Kapıları çalarken sadece maddi bir destek değil, aslında sanatın bu şehirdeki varlığı için bir yaşam alanı arıyorsunuz. Bu süreç insanı sadece fiziksel olarak yormuyor, aynı zamanda ruhunu da yıpratıyor; “Acaba bu şartlarda ne kadar daha devam edebilirim?” sorusunu her gece yastığa başınızı koyduğunuzda size fısıldıyor.

​Fakat tüm bu yorgunluğun panzehiri, yine o kutsal sahnede saklı. Samsun Türk Sanat Müziği Korosu ile henüz ikinci konserimiz olmasına rağmen, her provada beni mest eden, gözlerimin içine bakarak şarkı söyleyen o güzel insanlarla bir araya gelmek, bana neden hala bu yolda olduğumu hatırlatıyor. 14 Ocak Çarşamba akşamı saat 19:30’da Atakum’daki Sanat Merkezi’nde perdelerimizi açtığımızda, o yorgunlukların yerini sadece müziğin şifalı eli alacak. Kampos'un Uşşak Peşrevi ile başlayacak yolculuğumuz; Hicaz’ın yakıcılığından Kürdilihicazkar’ın hoyratlığına, Rast’ın neşesinden Hüzzam’ın o vakur ve hüzünlü finaline kadar uzanacak.

​Bu konser, sadece bir müzik ziyafeti değil; bir dostun kelimelerinde hayat bulan o onurlu duruşun, kapı kapı dolaşılarak kazanılmış bir emeğin zaferidir. Biz o akşam, Dr.Mehmet Katar dostumun hatırlattığı o asil ruhla, tüm yıpranmışlıklarımızı bir kenara bırakıp sadece aşkla şarkı söyleyeceğiz. Gelin, bu emeğe ortak olun; çünkü bir sanatçının en büyük sponsoru, salonu dolduran o samimi alkışlardır.

Konserden sonramı?..

Yeni konser hazırlığı.

Bu haberi nasıl buldunuz?

Yorum Yap