Samsun BB Mustafa Demir sessizliğini bozdu, işsizliğe çözüm bulmak üzere tasarruf önlemlerini bir bir hayata geçiriyor. İşsizliği çözmek için yatırım, yatırım için para, para için kaynak yaratmaya başladı. İş bilenin kılıç kuşananındır. Başkan Demir seçim kazandığına göre kılıcı kuşandı, kendi ifadesiyle de’ iş bilen’ olduğuna göre kendi kaynağını kendi yaratmasından daha doğal ne olabilir.
Başkan ipotekli krediden sonra su, ulaşım zamlarıyla kaynak yarattı. Sonra hayvanat bahçesini kapattı ve sonunda aranan kaynağı Doğu Park’ın tuvaletini kapatmakta buldu. Suya yaptığı zam sonunda kendini de vurdu. Parkın tuvaleti, hayvanat bahçesindeki hayvanların içtiği su belediyeyi ekonomik krize soktu. Biz su faturalarının çok ağır olduğunu, vatandaşın ödemekte sıkıntı çektiğini yazarken Demir inanmıyordu. Su faturaları önüne konunca görmüş olacak ki hayvanat bahçesinden sonra tuvaleti de kapatma kararı aldı.
Okuldan, oyundan gelen çocukları su istediğinde Anne, babalarının, ‘Ev e gelene kadar, içecek, elini, yüzünü yıkayacak bir yer bulamadın mı?’ dediği Samsun’da vatandaş ne yapsın, o da mı evin tuvaletini kapatsın? Vatandaş banyo yapmak için bu havada denize mi gitsin? Umuma açık yerler kapanınca evdeki su tüketimi ile aynı oranda da belediyenin geliri de artacak. Halka hizmet açısından olmasa da işletmecilik açısından iyi fikir.
Fakir yeni mal edinmeden, kaybettiği eşeği bularak sevinirmiş; ben bu satırları yazarken ‘Başkanın gazetemiz HALK’ın uyarısını, kamuoyunun ihtiyacını dikkate alarak tuvaleti açtığı haberi geldi. Vatandaşın hacetini gidermesini belediyenin gelirlerinden üstün tuttuğu, gelir kaybını göğüslediği için Başkan Demir’i kutluyorum. Eğriye eğri, doğruya doğru; gönül belediyeciliği böyle olur.
Billboardlarda kalan ‘gönül belediyeciliğini’ hayata geçirdiği, Samsun’u rahatlattığı için ne kadar teşekkür edilse azdır. Siz Başkanı nüfus kayıtlarında değil; hizmet kayıtlarında arayın derken, tam da bu tür yatırımları öngörmüştüm. Sıkışanın, prostatı olanın hacet gidermesinin verdiği huzur parayla ölçülmez, Büyüksün Başkan! En uzun yolculuklar bile ilk adımla başlar, Başkan ilk adımı attı gerisi gelir.
ABD SALDIRISINA SEVİNEN VE ÜZÜLENLER
Başkan Trump’ın Kongre’nin onayını almadan Kasım Süleymani saldırısını gerçekleştirmesi üzerine; Kongre’nin her iki kanadının kararıyla İran’la olası bir savaşın finanse edilmesinin engellenmesi istendi. ABD bile Ortadoğu’yu barut fıçısına çeviren bu saldırıya karşı çıktı. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo: ‘Bölgedeki tüm Araplar saldırıya destek verdi, ancak Britanyalılar, Fransızlar, Almanlar desteklemedi. Avrupa saldırıyı anlamadı, biz de Avrupa’yı anlamadık’ dedi. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ‘ABD'nin kendini savunma hakkı var’ demekle yetinirken, Türkiye taraflara politik çözüm önerdi. İran’ın Hristiyanlarla savaşmadığı (Hristiyan komşusu varmış gibi), Süleymani’nin zaman zaman PKK/PYD’ye destek verdiği veya temas kurduğu gerekçesiyle Araplardan sonra Türkiye kamuoyundan saldırıya destek gelmesi şaşkınlık yarattı.
Çözüm sürecinde PKK’nın terör örgütü olmadığı gerekçesiyle PKK/KCK mensuplarının tahliye edildiği, Esad’a karşı PYD’nin desteklendiği kırmızı halıyla karşılandığı günler unutuldu. Barzani’nin önce referandum sonra da bağımsızlık ilan ettiği, Musul’u işgal ettiği ancak 24 saat sonra Haşdi Şabi’nin Barzani’nin varlığını Musul’dan silip, süpürdüğü unutuldu. Kerkük’te ise PKK’ya dokunmadığı da hatırlanıyor. ABD her yerde her zaman PKK’yı desteklediği halde Türkiye’nin dostu olabiliyorsa, Süleymani neden olmasın. Rotası belli olmayan gemiye hiçbir rüzgarın faydası gelmediği için, Türkiye’nin de dostu kim, düşmanı kim belli olmuyor, akşam dost yatan, sabah düşman kalkabiliyor. Sosyal medya paylaşımlarında at izi, gerçekten it izine karıştı: Trump mı Kasım Süleymani mi, İsrail, ABD mi İran mı daha dost veya daha düşman belli değil. Gözleri bağlı kişinin fili tuttuğu yere göre tanımlaması gibi; herkes kendi bildiğine veya bilmediğine göre tanım yapıyor. Türkiye’nin de insanlığın da birinci düşmanı İsrail/ABD ve yöneticileridir. Kasım Süleymani’ye yapılan saldırı ABD’de bile telin edilirken, Türkiye’de destek bulması sadece siyaset ve inanç bağlamında çözümlenebilecek bir durum değil; aynı zamanda sosyolojik bir vakadır.