Paylaş

Dijital Hafıza Kaybı: Kaydettiğimiz Her Şeyi Aslında Unutuyoruz

İnternette dolaşırken başınıza gelmiştir; harika bir makaleye denk gelirsiniz, "Bunu sonra okurum" diyerek yer işaretlerine eklersiniz. Müthiş bir tasarım fikri görürsünüz, hemen telefona ekran görünt...

İnternette dolaşırken başınıza gelmiştir; harika bir makaleye denk gelirsiniz, "Bunu sonra okurum" diyerek yer işaretlerine eklersiniz. Müthiş bir tasarım fikri görürsünüz, hemen telefona ekran görüntüsü (screenshot) alırsınız. Bir video görürsünüz, "Kaydet" listesine atarsınız.

Sonra ne olur? O yer işareti tozlanır, o ekran görüntüsü galerinin karanlık dehlizlerinde kaybolur, o video bir daha asla izlenmez.

Bir tasarımcı olarak her gün yüzlerce görselle, binlerce veriyle uğraşırken fark ettim ki; biz aslında biriktirmiyoruz, sadece istifliyoruz. Ve daha kötüsü; bir şeyi "kaydetme" eylemi, beynimize o bilgiyi "unutma" komutu veriyor.

"Nasılsa Bulutta Var" Rehaveti

Eskiden bir bilgiye ulaşmak zordu. Bir kütüphaneye gitmeniz, bir ansiklopediyi karıştırmanız gerekirdi. O bilgiye ulaşmak için emek harcadığınızda, beyin o bilgiyi "değerli" kodlar ve hafızaya alırdı.

Şimdi ise her şey bir tık uzağımızda. "Nasılsa Google'da var", "Nasılsa bulutta (cloud) duruyor" diyerek zihnimizi tembelleştirdik. Bilgiyi öğrenmek yerine, bilginin nerede olduğunu (linkini) bilmekle yetiniyoruz. Ama o link bir gün kırıldığında veya o servis kapandığında, elimizde koca bir boşluk kalıyor.

Yaratıcılık "Arama Çubuğuna" Sıkıştı

Tasarım dünyasında da durum farklı değil. Eskiden bir fikir bulmak için sokağa çıkar, insanları izler, doğaya bakardık. Şimdi Pinterest’i açıyoruz, arama çubuğuna bir iki kelime yazıyoruz ve önümüze sunulan o "hazır fikir" havuzundan bir şeyler seçiyoruz.

Bu durum bizi "yaratıcı" değil, "iyi bir seçici" (küratör) yapıyor. Başkasının vizyonunu kendi vizyonumuz sanmaya başlıyoruz. Oysa gerçek yaratıcılık, o hazır havuzun dışına çıkıp, kendi hatanı, kendi kusurunu ve kendi özgün fikrini bulmaktır.

Hız, Derinliği Öldürdü

İnternet bize her şeyi "hızlı" verdi ama karşılığında "derinliği" aldı. Bir makaleyi sonuna kadar okumak yerine başlığına bakıp geçiyoruz. Bir görselin kompozisyonunu incelemek yerine "beğen" tuşuna basıp kaydırıyoruz.

Sonuç? Her konuda "fikri olan" ama hiçbir konuda "bilgisi olmayan" bir nesil haline geldik.

Biraz "Unutmaya" İhtiyacımız Var

Bence artık dijital istifçiliği bırakıp, anlık yaşamaya geri dönmeliyiz. Bir şeyi kaydetmek yerine o an tadını çıkarmalı, bir fikri ekran görüntüsü almak yerine üzerine kafa yormalıyız.

Eğer bir bilgi gerçekten değerliyse, beyniniz onu saklayacaktır. Eğer bir görsel gerçekten etkileyiciyse, gözlerinizi kapattığınızda onu göreceksiniz.

Bulutlara, disklere, "sonra izle" listelerine o kadar güvenmeyin. Çünkü gerçek kütüphane, sadece ihtiyaç duyduğunuzda değil, her an yanınızda olan kendi zihninizdir. Ve o zihnin "güncellenmeye" değil, sadece biraz odaklanmaya ihtiyacı var.

Yorum Yap

* Güvenlik gereği ip adresiniz saklanmaktadır. 3. şahıslara kesinlikle paylaşılmamaktadır.