Bin bir emek ve dökülen her damla alın teriyle yeşeren fındık, bugün ne yazık ki üreticisinin yüzünü güldürmekten çok uzak bir çaresizliğin simgesi haline geldi. Yıllarca bu ülkenin toprağına can veren çiftçinin en zor anında sığındığı bir liman, adeta kara gün dostu olarak hafızalarımıza kazınan Toprak Mahsulleri Ofisi, son dönemde attığı adımlarla hafızaları bulandırıyor ve vicdanları yaralıyor. Dünya piyasalarında fındık fiyatları rekorlar kırıp adeta zirveye tırmanırken, TMO’nun kendi üreticisine layık gördüğü komik rakamlar ve serbest piyasanın fersah fersah gerisinde kalan inatçı duruşu, kurumun kime hizmet ettiği sorusunu sormayı artık bir lüks değil, tarihi bir sorumluluk haline getirmiştir. Dünyadaki fındık üretiminin neredeyse yüzde yetmişini tek başına sırtlayan bir ülkenin, kendi ürettiği altın değerindeki mahsulün fiyatını belirleyemeyip küresel çikolata tekellerinin ve ithalatçı baronların insafına terk edilmesi kabul edilemez bir teslimiyettir. Ekonomi yönetiminin ihracat rakamlarını makyajlamak, büyük sanayicilerin hammadde maliyetini düşürmek ve küresel lobileri memnun etmek adına üreticinin emeğini baskılaması, bu toprakların insanına yapılan en büyük haksızlıktır. Oysa fındık, sadece bir tarım ürünü değil, bu ülkenin en stratejik milli servetidir ve hak ettiği değeri bulması için köklü bir zihniyet değişimine ihtiyaç vardır.
Bu sömürü düzenini tersine çevirmek ve Türk üreticisini yeniden toprağının efendisi yapmak için öncelikle fındık fiyatının Hamburg borsalarında değil, Karadeniz’in kalbinde, bizzat üreticinin maliyetleri ve refah payı gözetilerek belirleneceği ulusal bir fındık borsasının kurulması şarttır. Devlet, fındığı sadece dönemsel bir müdahale ürünü olarak görmekten vazgeçmeli, TMO’nun depolama ve finansman kapasitesini çok ciddi oranlarda artırarak üreticinin tüccara boyun eğmesini tamamen engellemelidir. Aynı zamanda lisanslı depoculuk sisteminin tüm bölgeye yayılarak devlet güvencesine alınması, çiftçinin ürününü aceleyle elden çıkarmak yerine değerleneceği güne kadar güvenle saklayabilmesinin önünü açacaktır. Sadece ham fındık ihraç eden bir ülke olmaktan çıkıp, fındığı işleyen ve katma değerli sanayi ürünü haline getiren yerli entegre tesislere teşvik verilmesi, küresel tekellerin pazar üzerindeki hakimiyetini kökünden sarsacaktır. Üreticinin girdi maliyetlerini düşürecek doğrudan gübre, ilaç ve mazot desteklerinin artırılması, Karadeniz’deki tarım kooperatiflerinin siyaset üstü bir anlayışla yeniden ayağa kaldırılarak fındık üzerinde tam yetkili birer aktör haline getirilmesi bu kurtuluş reçetesinin en hayati adımlarıdır. TMO, acilen kuruluş felsefesine geri dönmeli, yüzünü fındık baronlarına değil, elinin nasırıyla bu ülkeyi doyuran Türk çiftçisine çevirmelidir; çünkü unutulmamalıdır ki toprağı küstüren bir ülkenin geleceği de karanlığa gömülmeye mahkumdur.