Hiç fark ettiniz mi? Etrafımızdaki her şey, yepyeni bir ambalajın içine sarılmış eski bir anıdan ibaret. Sanki zaman 2000-2010'larda bir yerde durmuş da, biz o günden beri aynı CD'yi döndürüp duruyormuşuz gibi.
Modaya bakıyorsunuz, 90'ların bol pantolonları geri dönmüş. Sinemaya gidiyorsunuz, ya bir çizgi roman uyarlaması ya da eski bir filmin "Remake"i (yeniden yapımı) var. Tüketim alışkanlıklarımız, devasa bir nostalji makinesine bağlanmış durumda. Peki ama neden? Neden sürekli dikiz aynasına bakarak araba kullanmaya çalışıyoruz?
4K Kameralarla Çamurlu Fotoğraflar Çekmek
Bir tasarımcı olarak bu tezatlık beni bazen delirtiyor, bazen de güldürüyor. Cebimizde on binlerce liralık, uzay teknolojisine sahip telefonlar taşıyoruz. Mühendisler, o kameraya giren ışığı kusursuzlaştırmak için yıllarını harcıyor. Peki biz ne yapıyoruz? O kusursuz fotoğrafı çekip, üzerine 1998 yılından kalma "kullan-at" fotoğraf makinesi filtresi (grain) basıyoruz.
Kusursuzluktan o kadar sıkıldık ki, "kusuru" ve "doğallığı" filtrelerle, yapay yollarla taklit etmeye çalışıyoruz. Dijitalin o soğuk netliğine karşı, geçmişin o analog, sıcak ve hatalı yapısına sığınıyoruz.
Tabii ki de ben de bu eleştirdiğim efektleri tasarımlarımda bolca kullanıyorum. Çünkü dijital dünyanın yapaylığını tasarımlarımda benimseyemiyor ve kendime yakıştıramıyorum.
Kendi perspektifimden ne görüyorsam içerik sunduğum kişilere de o açıyı yansıtmayı hedefliyorum yapay bir kurgunun yerine...
Müzikteki "Cızırtı"
Aynı şeyi müzikte de yapıyoruz. Gıcır gıcır dijital stüdyolarda, kusursuz yazılımlarla beat'ler yapılıyor. Ama o şarkıya "ruh" katmak için arkaya ne ekleniyor dersiniz? Plak cızırtısı efekti.
Bugün listelerde dinlediğimiz rap ve hip-hop parçalarının çoğunun altyapısı, 70'lerin, 80'lerin şarkılarından alınan sample'lar (örnekler) üzerine kurulu. Yeni bir melodi üretmek, yeni bir duygu yaratmak yerine, var olan bir nostaljiyi "trap" ritimleriyle harmanlayıp hızlıca tüketiyoruz.
Eski sevgilinin fotoğrafına bakıp iç çekmek gibi; güvenli, tanıdık ama yeni bir şey vadetmeyen bir his.
Bugünün Kültürü Nerede?
Bütün bunlar aslında tek bir şeyi gösteriyor: Gelecekten korkuyoruz. Gelecek o kadar belirsiz, o kadar hızlı ve o kadar kaotik ki; sığınabileceğimiz tek güvenli liman "geçmiş" oluyor. Çocukluğumuzun o dertsiz, tasasız günlerini hatırlatan her şey bize bir nevi terapi gibi geliyor.
Markalar da bu zayıflığımızı çok iyi bildiği için, bize yeni bir gelecek sunmak yerine, geçmişi parlatıp parlatıp tekrar satıyor.
Ama tehlike şu: Eğer sürekli geçmişi kopyalarsak, "bugünün" kültürünü ne zaman yaratacağız? 20 yıl sonra bugüne dönüp baktığımızda hatırlayacağımız kendimize ait bir tarzımız olacak mı, yoksa sadece "geçmişi taklit eden o dönem" olarak mı anılacağız?
Nostalji güzel bir ziyarettir ama orada sürekli yaşayamazsınız. Belki de artık o nostalji filtresini kapatıp, bugünün gerçekliğine kendi imzamızı atmanın vakti gelmiştir.
Belki de bu "nostalji" trendi bizler sayesinde kendisini yok eder...