Eskiler ne güzel söylemiş; altının değerini sarraf, kadir kıymet bileni de gönül bilir diye. Bu söz sadece ticaretin değil, aslında insan olmanın ve bir ömrü sanata vakfetmenin en kısa özetidir. Hayatın keşmekeşi içinde koşuştururken bazen neleri kaybettiğimizi, nelerin gerçekten değerli olduğunu unutabiliyoruz. Oysa gerçek değer, dışarıdaki parıltıda değil, o parıltının arkasındaki emek, sabır ve dürüstlüktedir. Bir sarraf, önüne gelen madenin kaç ayar olduğunu, ateşten geçip geçmediğini nasıl bir bakışta anlarsa, sanatın ve insanlığın sarrafı olan gönüller de gerçeği sahtesinden öyle ayırır.
Sanatla geçen otuz dokuz yılım bana şunu öğretti: Notaya dökülen her ses, tellere vuran her mızrap aslında birer sınavdır. Eğer o sesi sadece gırtlağınızdan değil de kalbinizden çıkarıyorsanız, karşıdaki gönül bunu hemen hisseder. Çünkü gönül terazisi asla yanılmaz. Siz ne kadar süslü cümleler kurarsanız kurun, ne kadar görkemli sahneler kurarsanız kurun; eğer içinde samimiyet yoksa o eser has altın değildir. İnsan, kendi değerini sadece başkalarının alkışında değil, kendi emeğinin ve niyetinin saflığında aramalıdır. Bir koro şefi olarak sahnede ellerimi kaldırdığımda, sadece notaları değil, o anki ortak ruhu yönettiğimi bilirim. Oradaki her bir ses aslında birer kıymetli cevherdir ve onları bir araya getiren şey, o görünmez gönül bağıdır.
Bugün maalesef her şeyin çok hızlı tüketildiği, derinliğin yerini yüzeyselliğe bıraktığı bir zamandan geçiyoruz. Ancak unutmamak gerekir ki, rüzgârın önündeki toz ne kadar yükseğe çıkarsa çıksın sonunda yere düşer; altın ise çamura batsa da değerinden bir şey kaybetmez. Önemli olan o değeri fark edecek gözlere, o kıymeti tartacak gönüllere sahip olabilmektir. Bir bestekârın hüzzam bir makamda sakladığı bir damla gözyaşını veya bir öğretmenin öğrencisinin gözünde gördüğü o öğrenme parıltısını ancak bir sarraf titizliğiyle bakarsak fark edebiliriz. Bizler, sanatın o inceltici ve birleştirici gücüyle, hayatın içindeki o nadir sarrafları aramaya ve beklemeye devam edeceğiz.
Biliyoruz ki, bir gün mutlaka bir sarraf çıkar ve o emeğin hakkını teslim eder. O gün gelene dek bizler gönül hanemizi temiz tutmaya, en güzel nağmeleri en samimi duygularla icra etmeye borçluyuz. Sonuçta asıl zenginlik, biriktirdiğimiz madde değil, ardımızda bıraktığımız hoş bir seda ve kıymet bilen gönüllerde bıraktığımız o silinmez izdir. İnsan olmanın şerefi de sanatın asaleti de tam olarak burada gizlidir.