Kıymetli okurlarım, bugün sizlerle insan ruhunu içten içe kemiren, toplumsal huzurumuzun ve sanatsal üretimimizin önündeki en büyük engellerden biri olan haset kavramı üzerine dertleşmek istiyorum. Türk Müziğiyle yoğrulan bir ömürde öğrendiğim en temel gerçek şudur ki; her ses, her makam ve her icracı kendi rengiyle, kendi meşrebiyle güzeldir. Bir başkasının sesindeki tınıya, elindeki imkânlara veya başarısına hasetle bakmak, aslında kişinin kendi içindeki o eşsiz nağmeleri kendi eliyle susturması demektir. Hasetlik insanoğluna tümden zarardır; çünkü başkasının ışığını söndürmeye çalışmak bizim karanlığımızı aydınlatmaya yetmediği gibi, kalbimizdeki kandili de islendirip karartır.
Sanatın özü, bir bütünün parçası olabilmek ve güzelliği ortaklaşa yaratmak ve paylaşmaktır. Bir koroda her sesin ayrı bir yeri, ayrı bir kıymeti vardır; kimi tizlerde parlar, kimi baslarda derinlik katar. Eğer bir korist, yanındaki arkadaşının güzel yorumuna gıpta etmek yerine haset beslerse, o korodan ne ahenk çıkar ne de samimiyet. Hayat da tıpkı devasa bir koro gibidir. Başkalarının başarısını bir tehdit olarak görmek, insanı sürekli bir huzursuzluk ve beyhude bir kıyas sarmalına hapseder. Oysa dünya hepimize yetecek kadar geniş ve her birimize ayrı ayrı lütfedilmiş yeteneklerle doludur.
Bu durum, şehrimizde ve ülkemizde Türk müziğine hizmet eden tüm topluluklar için de geçerlidir. Her koro, her dernek ve her kıymetli şef, aslında aynı büyük deryanın birer damlasıdır. Bizler birer rakip değil, aynı mukaddes emaneti geleceğe taşımaya çalışan yol arkadaşlarıyız. Türk müziği gibi köklü ve devasa bir mirasa hizmet ederken, "en iyisi sadece ben olayım" sığlığına düşmek, bu asil sanata yapılabilecek en büyük haksızlıktır. Her koro ve her koro şefi kendi ölçüsünce, kendi emeğiyle bu kültüre bir tuğla koymaktadır. Bir topluluğun başarısı, aslında Türk müziğinin başarısıdır ve bu durum ancak saygıyla, takdirle karşılanmalıdır. Birbirimizin önünü kesmek veya başarılarını görmezden gelmek yerine, bu emeğe omuz vermek bizi çok daha güçlü kılacaktır.
Haset duygusu, sadece bireyin iç dünyasını yıkmakla kalmaz, sanatsal birliğimizi ve toplumsal bağlarımızı da zayıflatır. Birinin sevincine ortak olamamak, başarısıyla iftihar edememek bizi birbirimizden koparan görünmez duvarlar örer. İyiliği, güzelliği ve başarıyı takdir edebilmek ise en büyük erdemdir. Başkasının bahçesindeki çiçeğin kokusundan rahatsız olmak yerine, o çiçeğin zarafetinden keyif almayı öğrendiğimizde, kendi ruh dünyamızdaki bahçeyi de yeşertmeye başlarız. Unutmayalım ki, haset ateşi önce düştüğü kalbi yakar.
Bu duyguyla vedalaşmak, yerine sevgi ve hoşgörüyü koymak, aslında kendimize verebileceğimiz en büyük hediyedir. Ruhumuzu bu ağır yükten kurtardığımızda, hayatın ve müziğin ezgisi kulağımıza çok daha duru, çok daha anlamlı gelmeye başlayacaktır. Birbirimizin başarısından feyz aldığımız, iyilikte yarıştığımız ama asla birbirimize haset etmediğimiz bir iklimi hep birlikte yaratmalıyız.
Sözlerimi noktalarken, kalplerin yumuşadığı, dargınlıkların yerini kucaklaşmalara bıraktığı ve samimiyetin her yanı sardığı bir bayram iklimine girmeyi diliyorum. Paylaştıkça çoğalan güzelliklerin, şeker tadında geçecek tatlı sohbetlerin ve gönül huzuruyla yaşayacağınız mutlu bir bayramın tüm evlerimize neşe getirmesini dilerim.
Günleriniz bayram güzelliğinde geçsin
BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN.