Hızla değişen, sürekli en iyiyi, en güzeli, en başarılıyı gözümüze sokan bir dünyada yaşıyoruz. Sosyal medya filtrelerinden süzülen mükemmel hayatlar, herkesin partili anlarını sergilediği sanal bir podyuma dönüştü.
Hal böyle olunca, ister istemez kendimizi başkalarıyla kıyaslama tuzağına düşüyoruz. İşte tam da bu noktada, geçtiğimiz günlerde karşıma çıkan bir cümle beni duraksattı ve düşündürdü:
"Benim şartlarım farklı, terbiyem farklı, yolum farklı, düşüncelerim farklı, tecrübelerim bambaşka. Ve o tecrübelerin bedelini de kendim ödedim. Bu yüzden ne kendimi biriyle kıyaslamayı severim, ne de başkasının hayatına odaklanmayı."
Ne kadar da özlü ve ne kadar da günümüz insaninin ruhuna dokunan bir tespit, değil mi? Gerçekten de her birimiz, parmak izlerimiz gibi essiz bir hayat hikayesinin kahramanıyız. Bizim yetiştiğimiz ev, aldığımız eğitim, karşımıza çıkan fırsatlar ya da engeller, edindiğimiz alışkanlıklar, korkularımız, hayallerimiz; hepsi ama hepsi bize özel. Bir başkasının o noktaya nasıl geldiğini sadece dışarıdan görebiliriz.
O yolculukta çektiği sıkıntıları, harcadığı uykusuz geceleri, ödediği bedelleri asla tam olarak bilemeyiz. Çünkü her basarinin ardında görünmeyen bir emek, her gülümsemenin ardında bazen dökülen gözyaşları vardır.
Sosyal medya çağında bu kıyaslama döngüsü daha da tehlikeli bir hal aldı. Telefon ekranlarımızdan sızan ideal tatiller, mükemmel evlilikler, süper ebeveynlikler, ister istemez içimizde bir yetersizlik hissi yaratabiliyor. Acaba ben de mi öyle olmalıyım?,
Neden benim hayatim o kadar renkli değil? gibi sorularla boğuşurken, kendi değerimizi gözden kaçırıyoruz. Unutuyoruz ki, herkesin en iyi anlarını paylaştığı bu platformlarda, kimse zorluklarını, hatalarını ya da sıradan anlarını sergilemiyor. Gördüğümüz, gerçeğin filtrelenmiş, cilalanmış bir versiyonu.
Oysa hayat dediğin tek kişilik bir yolculuktur. Kendi yolumuzu çizmek, kendi tecrübelerimizden ders çıkarmak ve kendi hatalarımızdan büyümek zorundayız.
Başkasının bahçesine bakarak kendi çiçeklerimizi sulamayı ihmal ettiğimizde, ne kendi ruhumuz doyar ne de kendi potansiyelimizi gerçekleştirebiliriz. Başkasının hayatına odaklanmak, enerjimizi yanlış yere harcamak demektir.
Oysa o enerjiye kendi hedeflerimiz, kendi gelişimimiz ve kendi mutluluğumuz için ihtiyacımız var.
Bu yüzden, o cümlenin altını bir kez daha çizmek istiyorum: Ne kendimizi biriyle kıyaslamalıyız, ne de başkasının hayatına aşırı odaklanmalıyız. Kendi şartlarımızın, kendi terbiyemizin, kendi yolumuzun ve kendi tecrübelerimizin eşsizliğini kabul etmeliyiz.
Ödediğimiz bedellerin bizi bugüne getiren değerli birer ders olduğunu bilerek, kendi özgün hikayemizi yazmaya devam etmeliyiz. Başkalarının ışığında parlamak yerine, kendi içimizdeki ışığı keşfetmeli ve onu tüm dünyaya yaymalıyız.
Çünkü aslında en büyük basari, kendi yolunda, kendi kurallarınla ve kendi benliğinle mutlu olabilmektir.
Kendi potansiyelinizin farkına varın, kendinizi önemseyin.