Ay sonu geldiğinde kredi kartı ekstresine bakmaya korkan bir tek ben miyim? Harcamalara şöyle bir göz gezdiriyorum; büyük bir alışveriş yapmamışım, lüks bir yere gitmemişim ama limit dolmak üzere. Sebebi ise o masum görünen, "Canım ne olacak, iki kahve parası" dediğimiz abonelikler.
Eskiden "sahiplik" diye bir kavram vardı. Photoshop’un kutulu CD’sini alırdık (ya da bir şekilde edinirdik diyelim), bilgisayara kurardık ve o program artık bizimdi. Yıllarca kullanırdık. Müzik dükkanına gider, beğendiğimiz albümün CD’sini alır, rafa koyardık.
Dijital Ev Sahiplerimiz Kirayı Artırdı
Şimdi ise hayatımız devasa bir "kiralama" modeline döndü. Tasarım yapmak için Adobe’ye kira ödüyorum. Müzik dinlemek için Spotify’a, film izlemek için Netflix’e, dizi için Disney+’a, maç izlemek için ayrı bir platforma, oyun oynamak için Game Pass’e...
Listeyi uzatsam, bu yazının sonu gelmez. İşin korkutucu yanı şu: Bu ödemelerden birini kestiğim an, elimde koca bir "hiç" kalıyor.
Yıllardır para ödediğim müzik arşivim, aboneliğim bittiği saniye buharlaşıyor. Binlerce saat harcadığım oyun kütüphanem, karttan para çekilemediği an kilitleniyor. Biz artık tüketici değiliz, biz kendi dijital hayatımızın kiracısıyız. Ve "dijital ev sahiplerimiz" her sene kiraya zam yapıyor.
"Sadece Bir Kahve Parası" Yalanı
Pazarlama stratejisi hep aynı: "Ayda sadece bir kahve parasına sınırsız erişim!"
Matematiksel olarak doğru görünüyor ama kimse tek bir platformla yetinmiyor ki. Bir bakıyoruz, ay sonunda 10 farklı yere "kahve parası" ödüyoruz ve o paralar birleşip güzel bir akşam yemeği parasına, hatta bir fatura bedeline dönüşüyor.
Damla damla göl olmuyor, damla damla sel olup cüzdanı götürüyor.
Sahiplik Hissini Özlemek
Belki de bu yüzden, son zamanlarda fiziksel şeylere olan özlemim arttı. Onlar bana "Bu benim, bunu benden kimse alamaz, internetim kesilse de bu burada duracak" güvenini veriyor.
Dijital dünya bize sınırsız bir erişim sundu, evet. Ama karşılığında "sahip olma" duygumuzu elimizden aldı. Her ayın 1'inde kartımızdan çekilen o paralar, modern zamanın ayakbastı parası gibi.
Ve korkarım ki, bu abonelik sarmalından çıkış yok; sadece hangi servisin daha az can yaktığını seçme özgürlüğümüz var...