Çocukken gittiğim tüm okulların kütüphanelerinde dolaşmayı, kitapları seyretmeyi ve rastgele seçtiğim bir kitabın yazısında kaybolmayı çok severdim.
Hatta şimdi yazacağım konudan bağımsız bir örnek olacak ama bir gün stajyerlik yaptığım okuldaki müdür, üç stajyer arkadaşın içinden beni görevlendirmişti; okulun kütüphanesinin raflarını temizleyip düzenlemek ve kitap sıralamalarını yapmak için…
Birçoğuna eziyet gibi gelirdi belki bu ama ben bugün hâlâ hatırlarım o zamanki tozlu raflar arasında kaybolurken yaşadığım mutluluğumu…
Muhtemelen kütüphanelerde kaybolma ya da ne bulursam okuma evresi yaşadığım o dönemlerdi bu yazılarla karşılaşmam; çünkü o zamanlar sosyal medya bizler için çok uzaktı.
Bilgiler kitaplar, dergiler ve ansiklopedilerden geliyordu.
Şimdi size, aklımda kalan iki farklı yazı ve nasıl yapmışsam zihnimde ikisini birleştirip kendime yepyeni bir görsel oluşturmamı anlatacağım.
İlk karşılaştığım yazı, Kanuni Sultan Süleyman’ın bir sözüydü:
“Ben ölünce bir elimi tabutumun dışına atın. İnsanlar görsünler ki padişah olan Kanuni bile bu dünyadan eli boş gitmiştir.”
İkincisi de:
“Günün birinde hükümdar, âlimlerini toplar ve onlara der ki: Bana öyle hikmetli söz söyleyin ki; sevincim taşınca beni sükûna erdirsin, kederim çoğalınca gönlüme ferahlık versin.
Ve âlimlerden biri şu hakikati hatırlatır.
-Her hâl geçicidir. -”
Şimdi, neden yapmışım, nasıl yapmışım bilmiyorum ama ben bu iki yazıyı zihnimde şöyle görselleştirmişim:
Kanuni Sultan Süleyman vefat ediyor, eli tabutun dışında ama elinde bir kâğıt parçası var ve üzerinde: “Bu dünyada sevinç de, hüzün de geçicidir. Her hâl geçicidir.” yazıyor; yani -hepimiz gelip geçiciyiz, yaşadığımız, hissettiğimiz zaten geçici- temalı.
Sanırım bir sonraki yazdığım yazıdaki “Hükümdar” isminden dolayı zihnim oraya direkt Kanuni’yi koydu, çocuk aklı işte…
Ama gelin görün ki zihnimde tasarladığım o kâğıt parçası, benim hayatımın sevinç ya da hüzün hâlinde birden beliriverir oldu.
Ne zaman çokça mutluluğun içinde olsam ve belki de bunu abartsam, o yazı belirdi gözümün önünde.
Yine ne zaman kendimi zifiri karanlık bir kuyuda hissetsem, yine kendini hatırlattı bana o hâl.
Üstelik bu sadece kendi hayatımda değil; bir başkası bana karşı bir üstünlük cakası satmaya kalktığında da içimden “ne yazık, hep böyle gidecek sanıyor, bu hâlin geçiciliğinden bihaber.” diyorum.
Evet, artık hayata bu pencereden bakıyorum.
İnsanız, bazen unutuyoruz; aslında bakarsanız bir süredir ben de unutmuşum.
Aldana aldana yaşarken yine o not belirince gözlerimin önünde, bu sefer bunu yazmak istedim.
Hükümdarlar, padişahlar derken Şampiyonlar Ligi’ne dönen yazıma bir kaliteli isim daha ekliyor ve devam ediyorum.
Tıpkı Mevlânâ Celâleddin Rûmî’nin de dediği gibi:
“İnsan kısmı bir misafirhane,
Her sabah yeni birisi gelir.
Bir sevinç, bir bunalım, bir zalimlik,
Aniden farkına varmak bir şeyin,
Hepsi beklenmedik misafir.”
Gün olur neşe bize misafir olur, gün olur bir felaket; her birinde yanılgımız, sonsuza kadar süreceğini sanmamız…
Hiç bitmeyecekmiş gibi gelir ama hepsi gelir, hepsi gider.
Ne alkışlar ebedidir ne de yalnızlıklar…
Hepsinin içinde geriye kalan, o “an”ın içindeki duruşumuzdur.
Son olarak, eğer bugün kalbimiz ferahsa bunun tadını sonuna kadar çıkaralım ama emanet olduğunu unutmadan.
Eğer bugün omuzlarımızda dünyanın yükü varsa, biraz sabredelim ve hatırlayalım:
“Her hâl geçicidir.”
Her Hal Geçicidir
Hazır
Giriş: 14.01.2026 10:00
Güncelleme: 30.05.2026 19:49
Çocukken gittiğim tüm okulların kütüphanelerinde dolaşmayı, kitapları seyretmeyi ve rastgele seçtiğim bir kitabın yazısında kaybolmayı çok severdim.
Hatta şimdi yazacağım konudan bağımsız bir örnek...