Bir tasarımcı olarak "Sadeleşmek güzeldir" diyerek başladık bu yola. "Az, çoktur" dedik, fazlalıklardan kurtulalım, zihnimiz ferahlasın istedik. Ama geldiğimiz noktada dünya, devasa bir beyaz odaya, ruhsuz bir katalog sayfasına dönüşmeye başladı.
Nereye bakarsam bakayım aynı şeyi görüyorum: Dümdüz fontlar, gri duvarlar, birbirinin kopyası logolar ve karakterini yitirmiş şehirler.
Tasarımda "Güvenli Bölge" Tuzağı
Fark ettiniz mi? Artık markaların bir "ruhu" yok, sadece bir "arayüzü" var. 100 yıllık otomobil devleri, o görkemli ve hikayesi olan amblemlerini çöpe atıp yerine iki boyutlu, dümdüz çizgiler koyuyor. Kafeler; o mahalle kültürünü yansıtan ahşap tabelalarını indirip yerine birbirinin aynısı "endüstriyel" tasarımları asıyor.
Buna tasarımda "Blanding" diyoruz. Yani markaların, "herkese hitap edeyim ama kimseyi de rahatsız etmeyeyim" derken tamamen silikleşmesi. Risk almaktan o kadar korkuyoruz ki, en güvenli, en sıkıcı ve en steril olanı seçiyoruz.
Anılarımızı "Griye" Boyadık
Sadece markalar değil, evlerimiz de bu salgından nasibini aldı. Eskiden bir eve girdiğinizde o evin sahibinin karakterini, gezdiği yerleri, zevklerini eşyalarından anlardınız. Şimdi ise evler birer "örnek daire"den ibaret. Pinterest'ten fırlamış gri koltuklar, standart bitkiler ve hiçbir hikayesi olmayan objeler...
Kusuru gizlemeye çalışırken, aslında yaşamı da gizliyoruz. Çünkü hayat pürüzlüdür, hayat dağınıktır ve hayat bazen uyumsuzdur. Biz bu uyumsuzluğu yok ederek, aslında anılarımızı da tek tipleştiriyoruz.
Kusur, Sanatın İmzasıdır
Bir tasarımcı olarak söylüyorum; gerçek estetik, o "mükemmel" olanda değil, "kendine has" olanda gizlidir. Eski bir binanın çatlağındaki hikaye, el yazısıyla yazılmış bir tabeladaki samimiyet ya da bir logodaki o kuralsız çizgi... Bizi biz yapan, bizi birbirimizden ayıran şey o küçük kusurlardır.
Her şeyi o kadar "temizledik" ki, geriye konuşacak bir şey kalmadı. Şehirlerimiz birer havalimanı terminaline, hayatlarımız ise birer sosyal medya akışına döndü.
Biraz Renk, Biraz Karakter!
Bence artık bu "steril" dünyadan biraz çıkma vakti geldi. Kendi zevkimizi algoritmalara ya da "trend" olanın güvenli sularına kurban etmeyelim. Bir tasarım yaparken ya da bir eşya seçerken "En moderni hangisi?" diye değil, "Beni hangisi yansıtıyor?" diye soralım.
Dünya, gri bir fonun üzerine bindirilmiş siyah yazılardan daha fazlası olmalı. Biraz karmaşaya, biraz renge ve bolca karaktere ihtiyacımız var. Unutmayın; mükemmellik geçicidir ama karakter kalıcıdır.