Akşam eve gelip, bütün günün stresini atmak için elinize bir kalem kağıt alıp rastgele karalamalar yaptığınızı ya da mutfağa girip sadece kafa dağıtmak için uydurma bir tarif denediğinizi düşünün. Amacınız bir sanat galerisinde sergi açmak ya da ünlü bir şef olmak değil. Sadece o anın içinde kaybolmak, zihninizi susturmak ve günün yorgunluğunu atmak istiyorsunuz.
Ancak bunu bir arkadaşınıza gösterdiğinizde alacağınız ilk tepki neredeyse her zaman aynıdır: "Bunlar çok güzel, neden satmıyorsun? Hemen bir Instagram sayfası açıp bunları paraya çevirmelisin!"
İşte tam bu noktada, modern dünyanın en büyük acılarından biriyle yüzleşiyoruz: Sadece zevk için, hiçbir çıkar gözetmeden bir şey yapma lüksümüz elimizden alındı.
Eskiden insanların "hobileri" vardı. Kötü resim çizerdik ama çizerken mutlu olurduk. Amatörce ahşap oyup ortaya yamuk yumuk figürler çıkarırdık ve o figürler masamızda öylece dururdu. Şimdi ise sistem bize, mükemmeliyetçiliği dayatırken sürekli şunu fısıldıyor: Eğer bir şey yapıyorsan, bu ya seni geliştirmeli ya da sana para kazandırmalı.
Güzel bir kek mi yaptın? "Hemen sipariş almaya başla!" Oyun oynamayı mı seviyorsun? "Neden Kick'te yayın açıp bağış toplamıyorsun?" Kitap mı okuyorsun? "Bunun incelemesini yapıp YouTube'a atmalısın!"
Zevk aldığımız her aktivitenin üzerine bir "girişimcilik" etiketi ekleniyor. Sürekli bir şeyleri paraya veya kişisel bir markaya dönüştürme zorunluluğu, aslında o işten aldığımız tüm saf neşeyi sömürüp bitiriyor bence. Çünkü işin içine beklenti, algoritma ve kazanç girdiği an, o çok sevdiğiniz hobiniz artık sizin kaçış noktanız olmaktan çıkıp, mesai sonrası yaptığınız ikinci bir "iş" haline geliyor.
Bize dayatılan ve Amerikan kültüründe yer alan ve hip-hop parçalarında sürekli duyduğumuz"hustle" (sıfırdan başlayıp sürekli çabalama ve üretme) kavramının en büyük zararı, insanlardan kötü olma özgürlüğünü çalmasıdır. Bir şeyi sadece sevdiğimiz için, amatörce, berbat bir şekilde yapmaya hakkımız var. Yaptığımız o karalama bir şaheser olmak zorunda değil. Çektiğimiz manzara fotoğrafı binlerce beğeni almak zorunda değil.
Sadece kendimiz için, sadece o anı yaşamak için ürettiğimiz şeylerin değeri, onlara biçilen fiyat etiketiyle veya etkileşim sayısıyla ölçülemez.
Eğer hayatınızın her saniyesini "verimli" geçirmeye çalışıyorsanız, aslında yaşamıyorsunuz; sadece bir makine gibi sürekli çıktı üretiyorsunuz demektir. Bugün kendinize bir iyilik yapın. Kimsenin görmeyeceği, kimsenin satın almayacağı, size hiçbir fayda sağlamayacak ama sizi sadece o an mutlu eden bir şey yapın.
Çünkü bu aşırı ticarileşmiş dünyada, ruhunuzu korumanın tek yolu, sisteme hiçbir şey satmadan sadece kendiniz için bir an yaratabilmektir.