İslam inancında ibadetlerin özü ve iliği olarak nitelendirilen dua, kulun kendi acziyetini kabul ederek sonsuz kudret sahibi olan Rabbine yönelmesi, O'na sığınması ve münacat etmesidir. Dua, Allah ile kul arasında kurulan en güçlü manevi köprüdür; bu bağın kuvvetli olması, kişinin dünya ve ahiret saadetine açılan kapısıdır.
Özellikle mübarek Ramazan ayının manevi ikliminde, seher vakitlerinde ve oruçlu ağızlarla yapılan dualar, bu bağı daha da perçinler. Mümin, nefsinin zincirlerini kırdığı bu ayda, samimi bir kalp ile yaratıcısına yalvararak ruhsal bir arınma yaşar.
HAK KATINDAKİ DEĞERİN ÖLÇÜSÜ: DUA
İnsanın kainattaki yerini ve yaratıcısı katındaki kıymetini belirleyen en temel ölçüt, O'na olan yönelişi ve yakarışıdır. Bu hakikat, Kur'an-ı Kerim'de yer alan bir ayet-i kerime ile en veciz şekilde beyan edilmiştir:
"(Resûlüm!) De ki: Sizin (kulluk ve) yalvarmanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin?!.." (el-Furkan, 77)
Bu ilahi hitap, duadan yüz çevirenlerin veya bu manevi bağı koparanların, Hak katındaki değerlerini de kendi elleriyle zayi etmiş olacaklarını açıkça göstermektedir.
RAMAZAN AYINDA DUANIN BEREKETİ
Ramazan, duaların reddedilmediği müstesna zaman dilimlerini içinde barındırır. Müminler, bilhassa gecelerin sessizliğinde ve iftar sofralarının bereketinde ellerini semaya açarak hem kendileri hem de tüm İslam alemi için hayır ve selamet dilemelidir. Benlikten sıyrılarak yapılan her içten yakarış, kulu Rabbine bir adım daha yaklaştıracak en büyük manevi azıktır.
Haber Merkezi