Cumhurbaşkanı/Ak parti Gen Bşk Erdoğan’ın her dediği onaylanacaksa ortak akıldan da ittifaktan da söz edilemez. Albert Einstein ‘Herkesin benimle aynı fikirde olduğu zaman yanılmaktan çok korkarım’ derken, herkesin tek kişiye tabi olduğu yerde o kişinin yanıldığı yerde herkes yanılır. Devletin yeniden yapılanması, toparlanması için, ‘Devletin bekası’ için Erdoğan’ı desteklemek, her dediğini yapmak değil; yanılgıya düştüğünde uyarmaktır ki ‘Kanal İstanbul’ yanılgıdır. Erdoğan’ın her dediğini yapmak hem Erdoğan’a hem de devlete zarar verir.
Kara araçları da modifikasyonla hava araçları kadar hızlı gidebilir. Ancak kara araçlarının durma mesafeleri hava araçları kadar uzun değildir. bu nedenle hızla beraber aracı durduran sistemlere de ihtiyaç vardır. Siyasi ittifak partilerin kimliklerini, kişiliklerini, fikirlerini, değerlerini koruyarak işbirliği yapmasıyken, ilhak bir partinin diğerine katılması, bağlaması, eklenmesi, egemenliği altına girerek tek parti olmasıdır. Son seçimlerde yapılan ilhak değil; partilerin kimliklerini koruyarak işbirliği; ittifak yapmasıdır.
KONTROLSÜZ GÜÇ, GÜÇ DEĞİLDİR
Özellikle Cumhurbaşkanı ve Ak Parti Gen Bşk Erdoğan Ak Parti ve MHP ittifakının asgari değil; azami müştereklerde bir işbirliği olduğuna vurgu yapıyor. İttifak yapan partilerin seçmenlerinin de ittifaka katılması belirli şartlara bağlıdır ki bunlardan birisi partilerin kimliklerini korumasıdır. Hiçbir şey almadan, çok şey vererek gerçekleşen ittifakta ulusal çıkarlardan taviz vermek ne devletin ne de tarafların yararına olacaktır. Bahçeli yanlış adamlara engel olmayacaksa bu ittifak ne için yapılıyor? Batı’nın pervasız taleplerini sonlandırmanın da yolu Erdoğan’ın her dediğini yapmak değil; yanlışlıklarına karşı çıkmaktır ki Erdoğan kendisinin de hesap verdiği bir yerlerin olduğunu ileri sürerek ret cevabı verebilsin.
ABD/CIA ajanlarının Suriye’den Türkiye’ye fırlattığı birkaç Katyüşa füzesinin peşinden Suriye bataklığına sürüklenişimiz gibi, şimdi de boğazda gemi yalılara bindirdi diye yeni kanal mı açmak gerekir? Boru taşımacılığı nedeniyle boğazların trafiği gittikçe azalırken, sıra beklemekten usanan birkaç yüz gemi için, bunca yatırımla kanal açmak yorulan herkese yorulduğu yerde han yapmaktan farksızdır.
ABD donanmasının giremediği tek deniz; Karadeniz’dir. Çanakkale’den Marmara’ya giren bir ABD gemisinin Kanal İstanbul’dan Karadeniz’e geçişi, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ne tabi değildir. Aynı şekilde kanal İstanbul’dan geçip Marmara’ya giren ve oradan Ege’ye geçen bir Rus gemisi de Montrö’ye tabi değildir. Boğazlardan birinden değil; boğazların (ikisinden) geçiş Montrö’ye tabidir. Yani Çanakkale ve Karadeniz (İstanbul) boğazını kullanarak Ege’den Karadeniz’e veya Karadeniz’den Ege’ye geçişi Montrö düzenler. İstanbul boğazını bypass eden İstanbul Kanalı Montrö’yü tartışmaya açar ve Türkiye’nin boğazlar üzerindeki hakimiyetini azaltır veya ortadan kaldırır. Adalarımıza sahip çıkamazken, Kıbrıs Rum Cumhuriyeti’ni Kıbrıs cumhuriyeti olarak AB’ye üye yaparken gösterilemeyen hassasiyet Boğazlarda hiç gösterilemez. Suriye’de olduğu gibi başkasının ayağına sıkayım derken, kendi şakağımıza sıkarız.
LİBYA’YA ASKER GÖNDERME YETKİSİ KULLANILMAMALI
TBMM caydırıcılık açısından Libya’ya asker gönderme yetkisini onaylamalı, ancak bu yetki kullanılmamalı. Libya’da Suriye’deki gibi kara çatışmaları değil; Rusya ve ABD’nin hava unsurlarını kullandığı savaş var. ABD paralı askerleri (cellatları) ‘Black Water’ birlikleri hiçbir uluslararası kural tanımıyor, yaptıklarından devlet sorumlu tutulmuyor. Rusya’nın da daha beter Wagner paralı askerleri karadan, savaş uçakları da havadan Libya Eski Genelkurmay Başkanı General Hafter’e destek veriyor. Mehmetçik vatandan uzak böyle bir yerde savaşa gönderilmemeli. Ancak, farklı yöntemlerle Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) güçleri desteklenmelidir.