Paylaş

Kolaycılığa mı kaçıyoruz

Ekleme: 07.08.2019 09:44 Güncelleme: 30.05.2026 21:55

Bugün biraz sabrınızı zorlayacağım. Amacım tembellik etmek değil ama O’nun gibi yazıp anlatamayacağımı düşündüğüm için Dünya Gazetesi Yazarı, Rüştü Bozkurt’un, biraz uzun belki ama  ‘’Vasatlık orta...

Bugün biraz sabrınızı zorlayacağım.

Amacım tembellik etmek değil ama O’nun gibi yazıp anlatamayacağımı düşündüğüm için Dünya Gazetesi Yazarı, Rüştü Bozkurt’un, biraz uzun belki ama  ‘’Vasatlık ortaklıkları ülkemizin çıkmazıdır’’ başlıklı yazısını paylaşmak istedim.

Samsun’da ihracat rakamı, fındık bol olursa 10-15 bin dolar kadar artıyor aksi durumda yerimizde sayıyoruz. Ekonomisini ‘dürüm döner’ satışına bağlamış Samsun’un durumu içler acısı zaten ancak ülkemizin toplam ihracatı içinde yüksek teknoloji gerektiren ürünlerin neden sadece binde 2 düzeyinde olduğunu ne zaman anlayacağız acaba.

Anadolu’da 800 dolayında toplantıda konuşmuş Rüştü Hoca, her seferinde, bıkmadan ve usanmadan ‘’Metot o kadar önemsizdir ki, sadece esası ilgilendirir’’ derdi. ‘’Vasatlık ortaklıkları ülkemizin çıkmazıdır’’ başlıklı yazısında da ‘’İş kuramı’’ diye bir kavramdan söz ediyor mesela, kaç kişi bunu önemsiyor merak ediyorum.

Özellikle genç iş insanlarımızın dikkatle okuması dileğiyle Rüştü Bozkurt’un Dünya’daki ‘’BUZDAĞININ DİBİ’’ adlı köşesinde yayınlanacak yazısıdır efendim…

  “Vasatlık ortaklıkları

 ülkemizin çıkmazıdır

Sözcü’de Özlem Gürses’in Selct Fashion‘un sahibi Cafer Mahiroğlu’yla söyleşisinde iş insanlarıyla önemli uyarılar paylaşıldı. Yurt dışında kendini kanıtlamış olan Mahiroglu,  önce “müthiş belirsizlik algısının” altını çiziyordu. Ardından, “ekonominin yeniden şekillendiğine” vurgu yapıyor; “ekonomi ve siyasetin yeni bir dil aradığını” söylüyordu. Sözlerini somuta yansıtmak için şu gerçekliğe değiniyordu: “ Elli yıl önce AVM’ler sokakları- bakkal amcayı- vurdu; şimdi de internet AVM’leri vuruyor”. Bir başka gözlemini daha paylaşıyordu : “Eski ve köklü alışkanlıkları olanlar bu yeni düzene uyamıyor!”

Genç iş insanımız, bu yazının merkez düşüncesi açısından da önemli bir hususu paylaşıyordu:” Türk markaları daha çok sistemin olmadığı yerlere gidiyor…”

Sistemin olduğu yerlerde, İş kuramı, iş yaşamının bağlı ve bağımsız bütün değişkenlerini karar sürecinde dikkate almanın en etkili yönetim aracıdır. İş kuramını ciddiye almayan,  sistemin olmadığı yerlerde geçici başarılar elde edilebilir, ama asla sürdürülebilir başarılara imza atılamaz.

Gerçekliklerimizle yüzleşmek istiyorsak, iş insanlarımızın önemli bir bölümünün  “iş kuramının” en etkili yönetim aracı olduğunun farkında bile olmadığını kabul etmeliyiz. Hiç de küçümsenemeyecek sayıdaki iş insanımızın da sorgulama zahmetine katlanmadan “kuramı küçümseme”  eğiliminde olduğunu da bilmeliyiz. İş insanlarımızdaki algılama biçimi, bu yazının merkez düşüncesini belirleyen varsayımdır: Kök nedeni sorgulamayan, sonuçlara abanarak popülizm tuzaklarına yakalanan iletişim-etkileşim süreci ekonomimizin çıkmazıdır. Ekonominin yeniden şekillendiğinin farkına varmaz, varsayımlarımızı sorgulamaz, zihni modelimizi yeniden kurgulamazsak, işlerimizi küresel ölçeklere taşıyamayız; krizlerin pençesinden kendimizi kurtaramayız.

Ünlü yönetim bilimcisi Drucker’in anlatımına göre iş kuramı üç bölümden oluşur: Birincisi, örgütün iş çevresi, toplum ve onun yapısıyla ilgili varsayımlar, pazar, çalışan, müşteri, teknoloji ve iş süreçleridir.  İkincisi, örgütün özgül misyonuyla ilgili varsayımlar. Üçüncüsü de, örgütün misyonunu yerine getirmek için gerekli çekirdek yetkinliklere ilişkin varsayımlar. Bu varsayımlarla kurgulanan geçerli iş kuramı için dört bileşenin birbirini bütünlemesini gerektirir: 1) Çevre, misyon ve çekirdek yetkinliklere ilişkin varsayımlar içinde bulunduğumuz ekosistemin gerçekliklerine uymalı.2)Bütün alanlardaki varsayımlar arasında bir uyum olmalı.3)İş kuramı bütün örgüt tarafından bilinmeli ve anlaşılmalı.4)Geri-bildirim döngüsüyle iş kurum sürekli test edilmeli.

Bütün varsayımlar değişiyor

Neden varsayımlarımızı sorgulayan, kök nedenleri arayan bir bakış açısı ve bilince ihtiyacımız var?

Çünkü geçmişin bütün varsayımlarını değiştiren yeni oluşumlar çevremizi sarıyor. İş çevremizdeki değişmelere başlıklar halinde göz atalım:

• Yeni teknolojiler, insanla-insan, insanla-eşya arasındaki bağlantıları yaygınlaştırıyor ve derinleştiriyor.

• Her şeyin interneti(IoT) günlük yaşamımızın derinliklerine doğru hızla ilerliyor.

• İnsanların kendi aralarındaki bağlantıların sıkılaşması, yoğunlaşması ve derinleşmesi; “toplumsal mesafeleri” yeniden tanımlama ve ayarlama ihtiyacını da artırıyor.

• Dil engelinin -  çeviri yazılımlarında sağlanan ilerleme- kalkmasıyla, çok değişik düşüncelere ve inançlara sahip insanların iletişimini ve etkileşimini yeni düzlemlere taşıyor.

• Teknoloji, araç-gereçlerin bağlantısını ve etkileşimini de değiştiriyor.

• Makine-donanımları da kapsayan eşyaların bağlantılı hale gelmesi, otomasyon olanaklarını derinleştirirken, otonom uygulamaların yaygınlaşmasına yeni fırsatlar oluşturuyor.

• Özellikle sayısal teknolojinin yarattığı ölçme imkanları, süreçleri uçtan-uca gözetleme ve denetleme alanını genişletiyor.

• Ölçümler sırasında derlenen veriler, her alanda veri üretimi olgusunu beraberinde getiriyor.“Büyük veri” olgusu, iş çevresinin ve toplumun yapısını hızla değiştiriyor. Büyük Sayılar Yasası birçok alanda belirsizlikleri azaltma eğilimini güçlendiriyor. Sensorlar ve diğer teknolojik donanımlar madde yapısına nano ölçekli erişimleri hızla artıyor. Doğadaki “sabitler” ile “ değişmeleri” kavramak; oradan genellemelere ve yasalara ulaşmak kolaylaşıyor.

• İnsanlar arasındaki bağlantı, iletişim ve etkileşime; araç-gereçler ve eşyalar arasındaki bağlantı, iletişim-etkileşim ve işbirlikleri eklenince iş çevresi ve toplumun yapısı köklü değişmelere doğru ilerliyor. Bu gelişmeye sistemler arasındaki bağlantı, iletişim-etkileşim ve işbirlikleri potansiyelleri eklenince; toplumsal, zamansal, mekansal, deneysel ve psikolojik mesafeleri yeniden ayarlama ihtiyacı artıyor.

• Özellikle üç boyutlu baskı ve eklemeli üretim alanındaki gelişmeler, malzeme üretiminde değişik kombinasyonların önünü açıyor. Bu yeni üretim teknolojisinin ana akım üretim teknolojisi haline gelmesi, bugüne kadar üretimde standart haline gelmiş ve öngörülebilir birçok formülasyonu değiştirmeye aday.

• Toplum oluşturan birey, topluluk ve toplum yapıları da hızla değişiyor. Anthony Elliot ve Charles Lemert’in  “Yeni Bireycilik”  kitaplarında ayrıntılarıyla analiz ettikleri gibi, birey, topluluk, toplum, kimlik, etkileşim, yaşam biçimleri ve yaşam tarzları değişiyor.

Başlıklar halinde paylaştığımız iş çevresi, toplum ve onun yapısındaki değişmeler,  öngörme ve önlem alma süreçlerini yönlendiren “iş kuramının” da yeniden ele alınmasını gerektiriyor. Oluşan yeni varsayımlara göre yeni iş kurumları geliştirmeden, birikim yeteneklerimizi korumak ve uzun dönemli geleceğimizi güven altına almak mümkün değil.

Değişmelerin yarattığı eğilimleri, onların fırsat ve tehlikelerini, kendi olanak ve kısıtlarımızı analiz ederek dengeler kurabilmek bizi güvenli geleceğe taşır. Tersi, popülizmin tuzaklarına düşmek; “vasatlık ortaklıklarının çıkmazına” girmektir.

Popülizm tuzakları

Sınırları zorlayan bağlantı ve iletişim, her geçen gün çeşitlenen işbirliklerinin “kabile-odaklı kimlik” tanımlarını artırıyor; öte yandan da “popüler kültür birleştiriciliğine” vurgu yapanlar da var: Ünlü Neil de Garasse Tyson, hepimizin ortak bir havayı teneffüs ettiğimizi belirterek, “ Günümüzde toplumsal davranışları, kolektif yaratılmış bir popüler kültür balonu şekillendiriyor. Herkesin kendinden bir şeyler kattığı devasa bir balon bu” tanımlamasını yapıyor. Ardından da, ”Popüler kültür modern toplumun tutkalıdır; panzehiridir, görünmez ilacıdır. O yüzden onun diline, platformlarına ve bileşenlerine son derece önem veriyorum”, diyor. Ünlü astro fizikçi popüler kültürün hayatın her alanını, edebiyatı, müziği, tiyatroyu, tıp alanını, matematiği, fizik, biyoloji, kimya gibi temel bilim alanlarını, ekonomiyi, aklınıza gelen ve insan hayatına dokunan her şeyi kapsadığını; günümüzdeki bilimsel gelişmeleri  bile popüler kültür diliyle kitlelere anlatabileceğimizi belirtiyor.

Hızlı üretilen ve hızlı tüketilen popüler kültür, kısa dönemde bazı olumlu işlevler üstlense de, kısa dönemli olması nedeniyle kalıcı özelliklere sahip değildir; son tahlilde kayıpları kazançlarından büyüktür.

Bilim ve teknolojideki gelişmelerin yarattığı yeni eğilimlerin kavranması, yarattıkları fırsat ve tehlikelerin analizi hiç kuşku yok ki ciddi çabalar gerektiriyor. Ülkemizde de eğilimleri kavrayarak önlemler geliştirme zahmetine katlanmak istemeyen iletişim-etkileşim ana akım medyasının da tutulduğu hastalık bu. Kök nedenlerle ilgilenmeden, sonuçlar üzerinde abanarak popülerlik rantının peşinde olanlar, ne yazık ki  “ihtisas medyasının” mensuplarına da sinmiş durumda.  Ülkemizde, sistemin olmadığı yerlerde boşluklardan yararlanma eğilimi ciddi sorunlarımızdan sadece biri. Ama esas sorumuz iş dünyamızın da kök nedenler üzerine eğilme yerine, piyasa üst göstergelerine takla attıran, kendilerine hoş görünme oyunu oynayanlarla yaptıkları  “vasatlık ortaklıklarıdır”. İş insanlarımız, haber ve yorumlarına değer verdikleri insanların geleceği inşa etmede kendilerine ne kattıklarını sorgulamalı… Zoru başarmaktır değerli olan… Yoksa vasatlık rantını paylaşmak değil.

Yorum Yap

* Güvenlik gereği ip adresiniz saklanmaktadır. 3. şahıslara kesinlikle paylaşılmamaktadır.