Konser Salonları Neden Boş, Suç Kimin?

Konser Salonları Neden Boş, Suç Kimin?

Hazır

Giriş: 12.12.2025 10:00 Güncelleme: 30.05.2026 19:21
Türk müziği korolarının konser salonlarına baktığımızda, ne yazık ki sıkça karşılaştığımız manzara, emek ve sanatın hak ettiği kalabalıklar yerine, seyrek düşmüş koltuklardır. Bu durum, sadece bir bil...

Türk müziği korolarının konser salonlarına baktığımızda, ne yazık ki sıkça karşılaştığımız manzara, emek ve sanatın hak ettiği kalabalıklar yerine, seyrek düşmüş koltuklardır. Bu durum, sadece bir bilet satışı problemi değil, aynı zamanda kültürel mirasımıza sahip çıkma iddiamızın ne denli sığlaştığının da acı bir göstergesidir.

Bu ilgisizliğin faturası kime kesilmeli sorusu üzerine kafa yorarken, elimizdeki somut bir veri, tartışmayı kökünden çözüyor: Konserler bin bir zorlukla ücretsiz düzenlenmesine rağmen, hatta başlangıçta salon tıklım tıklım dolmasına rağmen, daha üçüncü ya da dördüncü eserden itibaren kalitesizliği gören sanatseverler salonu hızla terk etmeye başlıyorsa, sorun seyircide değil, doğrudan sahnededir. Kaliteye yönelik bu acımasız ve anlık tepki, sanatsal çıtanın ne denli düştüğünü ispatlar niteliktedir.

Salonların boşalmasının temel sorumlusu, sanatsal disiplinden uzaklaşan, kolaycı repertuarlara sığınan gayrı ciddi ve hazırlıksız koro oluşumlarıdır. Bir kurumun veya kuruluşun, sadece koromuz olsun kolaycılığıyla yola çıkıp, yeterli prova disiplini ve sanatsal vizyonu olmayan bir ekiple sahneye çıkması, Türk müziği gibi köklü bir değere karşı işlenmiş en büyük saygısızlıktır. Ücretsiz dahi olsa, dinleyicinin kapıdan girmesi bir umutken, salondan hızla kaçması ise bu umudun bir daha yeşermeyeceğinin işaretidir.

Bu ciddiyetsizliğin yarattığı hasar sadece izleyici tepkisiyle sınırlı kalmıyor; meselenin derinine indiğimizde, arkasında büyük bir kurumsal etik sorunu yatıyor. Kurum, kuruluş ve sivil toplum örgütleri, bir yandan koro oluşturduklarını söylerken dahi, en başta şef ve koristlerin emeğini sömürmemeli, maddi ve manevi olarak hak ettikleri desteği sağlamalıdır.

Daha da vahimi, bu kurumların birçoğu koro şeflerini, kurumun bünyesinde Türk müziğine hizmet eden bir sanatçı ve eğitmen olarak değil, yalnızca kurumun elemanı ya da bürokratik hiyerarşinin bir parçası gibi görme hatasına düşmektedir. Oysa şef, sadece bir yönetici değil, korodaki her bir koristin ve dahi kurumun sanatsal vizyonunun tamamlanmasına rehberlik eden bir uzmandır. Unutulmamalıdır ki, şefler kimseyi ezmez; bilakis, eksikliği değil ama tamamlanmayı gerektiren bir gerçek olan bilmemenin ve görmemenin cahilliği karşısında eğitir ve yükseltir. Şefin rolü, kurumun kişisel ihtiraslarına hizmet etmek değil, Türk müziği sanatının standardını yükseltmektir.

Kurumsal gücü arkasına alarak gösteri yapan bu niteliksiz oluşumlar, yıllardır ciddi bir disiplinle, büyük bir fedakârlıkla Türk müziğine hizmet etme gayretinde olan diğer koro şeflerinin ve kurumların itibarını sömürmektedir. Kurunun yanında yaşın yanması misali; izleyici, karşılaştığı kötü örnekler ve salon terk etme deneyimleri nedeniyle, tüm korolara mesafeli yaklaşır.

Bu genel itibar kaybının doğal sonucu olarak, sponsorluk kapıları kapanır. Ciddi sponsorlar, sahneden kaçan seyirci manzarası ve sanatsal derinlik eksikliği nedeniyle, bu alanı risksiz bir yatırım olarak görmekten vazgeçer.

Türk müziğinin bu sığ sulardan kurtulması için, öncelikle kurumların yöneticileri, kurumsal bütçeleri ve koroları, o anki yöneticinin kişisel ihtirasına veya birilerine inat kaprisine kurban etmekten vazgeçmelidir. Sanatsal faaliyetler, kurumun misyonuyla uyumlu, şeffaf ve sanatçı emeğine saygılı bir biçimde yürütülmelidir. Sadece nitelikli, vizyoner şeflere alan açmakla kalınmamalı, aynı zamanda onların sanatsal özerkliklerine de saygı duyulmalıdır. Kaliteyi yükseltmek, şeflerin sanatsal liderliğini tanımak ve emeğe hak ettiği değeri vermek; bu sanata olan saygıyı ve ilgiyi yeniden tesis etmenin tek yoludur. Aksi takdirde, ücretsiz dahi olsa, koltuklar hızla boşalmaya devam edecektir.

Bu haberi nasıl buldunuz?

Yorum Yap