MİLLİ GÜVENLİĞİN SİYASETİ OLMAZ!

MİLLİ GÜVENLİĞİN SİYASETİ OLMAZ!

Hazır

Giriş: 03.03.2020 01:42 Güncelleme: 30.05.2026 21:55
İdlib’de ordumuz resmen savaştayken, Ordunun Başkomutanı, Cumhurbaşkanı/Ak Parti Gen Bşk Erdoğan’ın iç siyasetle meşgul olması, muhalefetin de ‘İdlib’de ne işimizin olduğunu’ sorması savaşan kahramanl...

İdlib’de ordumuz resmen savaştayken, Ordunun Başkomutanı, Cumhurbaşkanı/Ak Parti Gen Bşk Erdoğan’ın iç siyasetle meşgul olması, muhalefetin de ‘İdlib’de ne işimizin olduğunu’ sorması savaşan kahramanlarımıza yapılabilecek en büyük kötülüktür. Yöneticiler, siyasetçiler kendi istikballerinin derdine düşerek Suriye cehennemine odun taşıyor.

Öyle veya böyle yangın engellenememiştir, yangının kimin ihmalinden veya kundaklamasından çıktığını tartışma yerine el birliğiyle söndürülme zamanıdır. Şehitlerimizin cenazesinde birlik ve bütünlük sağlanamıyorsa, arkasında nasıl sağlanacaktır. Şahsi, siyasi kin gütme zamanı değil; cephedeki askerin arkasında tek vücut, tek yumruk olma, acıları paylaşma zamanıdır.

Milli Güvenlik Siyaset Belgesi (MGSB), kısaca içerden ve dışarıdan milli güvenliğimizi tehdit eden unsurlara karşı alınacak önlemleri içeren, mavi olmasına rağmen gizliliği nedeniyle 'Kırmızı Kitap' olarak da anılan bilgi ve değerlendirmelerdir.

MGSB’nin olması milli güvenliğin siyasete alet edilebileceği anlamına gelmez. Milli güvenlik her türlü siyasetin üstündedir. Kişi ve zümrelerin çıkarı için savaşa karar verilemez, kişi ve zümrelerin çıkarları ulusal çıkar gibi gösterilemez! Savaş ulusal çıkarlar için yapılır.

Savaşı ordu yapar, başlatan sivil yöneticiler bitirir. Vatanın bölünmez bütünlüğü, milletin bağımsızlığının en üst düzeyde korunması için Türk ordusundan önce devlet yöneticilerinin doğru hedef belirlemesi, doğru karar vermesi, fedakarlıkta bulunması gerekir.

İyi komutan, iyi yönetici kaybedeceği savaşa girmez, savaşmadan kazanır. Kötü yönetici ordusu savaştığı halde kazanamaz, daha kötü yönetici ordu savaşı kazandığı halde masada kaybeder.

SURİYELİLERİN GİDİŞİ DE KALIŞI DA SORUN!

Türkiye’nin Batı’ya açılan sınırlarında çıkış kontrolü yapılmaması iyi niyetle tartışıldığı kadar art niyetle de tartışılıyor. Suriyeliler bir yere gönderilmiyor, gitmeleri için onlara baskı yapılmıyor. Gidene ‘kal’, kalana ‘git’ denmiyor. Kendileri hür iradeleriyle gidiyor, eskisinden farklı olarak gidişleri engellenmiyor.  Daha önce hem neden aldığımızı hem de neden göndermediğimizi sorgulayanlar şimdi ‘Neden gönderiyorsunuz? ‘Ya derede, denizde boğulur veya başlarına bir şey gelirse’ diye tamamen art niyetli bir şekilde endişe duyuyorlar.

Akdeniz ve Ege denizi mülteci mezarlığına döndüğü zaman sesleri çıkmayanlar, AB üyesi Yunan hükümetinin mülteciyi alnından vurmasına, sahil güvenlik kuvvetlerinin insanlık dışı uygulamasına uluslar arası alanda tepki göstereceğine, Türkiye’yi suçluyorlar. Suriyeli sığınmacıların kontrolsüz bir şekilde; Türkiye’ye gelişine göz yummanın yanlışlığını defalarca yazdım. Ancak bugün onların istediği yere gitmesine göz yumulmasını ‘gönderilme’ olarak söylemek, başlarına gelenlerden Türkiye’yi sorumlu tutmak,  sadece sorumsuzluk değil; aynı zamanda ahlaksızlıktır.

Türkiye’nin tahammül sınırları zorlanmıştır. Barajlar bile fazla yağmurdan sonra dolunca savak kapakları açılır, fazla su salınır. Fazla suyun salınması nehirlerin taşmasına, yerleşim yerleri ve arazilerin su altında kalmasına neden olabilir, ancak bu yapılmasa baraj yıkılmayla karşı karşıya kalır ki suyun yatağındaki herkes boğulur.

Avrupa Suriyeli sığınmacıların Türkiye’de kalmasıyla süzerlerine düşen sorumluluğu yerine getirmedi. Şimdi göçmen akınıyla karışlaşınca, göçmenlerle ilgili vaatlerini yerine getirmek zorunda kalacaklardır. Göçmen karşıtlığı Avrupa’da yükselen değer olduğu için marjinal partiler oylarını yükseltti, hükümet ortağı oldu hatta iktidar alternatifi bile oldu. Türkiye göçmen kozunu daha önce kullanmalıydı, ancak bugün sözde aydınlar sorunun çözümünde rol almıyorlarsa sorunun parçası da olmamalıdır.

Bu haberi nasıl buldunuz?

Yorum Yap