Hayatın her döneminde ihtiyaç duyduğumuz ama çoğu zaman varlığını bile unutarak sıradan bir refleks sandığımız gizli bir güç vardır: Motivasyon. Sabah yatağımızdan kalkmamızı, işe gitmemizi, bir hedefin peşinden koşmamızı, her düşüşün ardından yeniden başlamamızı sağlayan görünmez bir kuvvetten söz ediyoruz. Kimi zaman bir cümle, kimi zaman bir insan, kimi zaman da küçücük bir umut bizi harekete geçirir. Peki, motivasyon gerçekten hayatımızın ne kadar önemli bir parçasıdır?
Motivasyonumuz olmazsa yaşayabilir miyiz, yoksa sadece hayatın içinde nefes alıp var olmaya mı çalışırız?
Aslında insan sadece biyolojik olarak nefes alarak yaşamaz. Yaşamak; istemek, üretmek, mücadele etmek, hayal kurmak ve yarın için sağlam bir sebep bulabilmektir. İşte motivasyon, bütün bunların arkasındaki en önemli itici güçlerden biridir.
Satış sektöründe çalışanlar motivasyonun ne demek olduğunu çok iyi bilir. Sabah işyerine gelen ve ilk müşterisini güler yüzle karşılayan bir satış elemanı düşünün. Müşteri ürünü beğenmez, fiyatı yüksek bulur ve çıkar gider. İkinci müşteri de aynı tavrı sergiler, üçüncü müşteri hiç ilgilenmez. Günün sonunda ortada gerçekleşen tek bir satış bile yoktur.
Şimdi bu masada iki farklı insan hayal edelim: Biri, “Bugün hiçbir şey satamadım, demek ki ben bu işi yapamıyorum” diyerek ertesi güne umutsuzlukla başlar. Diğeri ise “Bugün olmadı, yarın başka müşteriler gelecek” diyerek inancını taze tutar. Aralarındaki fark yetenekleri değil, motivasyonlarıdır.
Ticarette bazen ürün değil, önce güven satılır. İnsan, karşısındaki kişinin gözlerinde inancı görmek ister. Bu nedenle satışta motivasyon, her “hayır” cevabından sonra müşteriye yeniden içten bir “merhaba” diyebilmek için gereklidir. Konuyla ilgili bilinen hikâyedeki gibi; iki satış elemanı aynı bölgeye gönderilir. Birincisi “Burada kimse ayakkabı giymiyor, satış yapamayız” derken, ikincisi “Burada kimsenin ayakkabısı yok, devasa bir fırsat var” müjdesini verir. Aynı şartlar, iki farklı bakış açısı.
Elbette motivasyon, kesintisiz bir mutluluk hali demek değildir. Hiç kimse her gün aynı derecede enerjik olamaz. Bazen yoruluruz, kapılar yüzümüze kapanır. Böyle zamanlarda asıl mesele, insanın yere kapaklandığı o an yeniden ayağa kalkacak küçük bir sebep bulabilmesidir.
Çünkü hayat sadece alkışlanan güzel günlerden ibaret değildir. Bir annenin çocuğunu hazırlamak için erkenden uykusundan feragat etmesi, bir babanın yorgun hâlde sorumlulukları için yola çıkması, bir öğrencinin zorlu bir sınava yeniden hazırlanması da birer motivasyondur. Bazen motivasyon büyük hedeflerde değil; bir fincan çay eşliğinde yapılan samimi bir sohbet ya da sevdiğimiz birinin “Sen bunu başarabilirsin” demesinde saklıdır.
Geçmişte sürekli hata yapan bir atölye çalışanına ustasının “Sen hata yapıyorsun ama her defasında yeniden deniyorsun, senin en büyük gücün bu” demesi gibi, insan bazen çözümden önce inanca ihtiyaç duyar.
Günlük hayatımızda motivasyonumuzu en çok tüketen unsurlardan biri de monotonluktur. Her gün aynı iş, aynı yol, aynı sorumluluklar… Oysa aynı masada oturan iki insandan biri “Mecburum” diyerek, diğeri ise “Bir amacım var” diyerek çalışır. İkisi de aynı işi yapar ama birinin içinde soğuk bir zorunluluk, diğerinin içinde ruhunu besleyen bir anlam vardır. Motivasyonun en sarsılmaz kaynağı amaçtır. İnsan neden mücadele ettiğini bildiğinde en çetin fırtınalara bile göğüs gerebilir.
Hayat hepimizin defterine bir “olmadı” hikâyesi yazmıştır: Olmayan bir ticaret, gerçekleşmeyen bir hayal, kapanan kapılar… Fakat hayatın “buraya kadar” dediği noktada insanın hikâyesi bitmez; sadece yepyeni bir sayfa açılır. Motivasyon tam bu dönemeçte devreye girer. İnsanın aynaya bakıp “Bir kez daha deneyeceğim” diyebilmesidir.
Peki motivasyon olmazsa yaşanır mı? Elbette insan biyolojik olarak hayatını sürdürür. Sabah kalkar, işine gider, akşam evine döner. Mesele yalnızca nefes alıp vermekse, motivasyon sıfıra inmişken de insan hayatına devam eder. Ama hayatın asıl tadını almak, her günün rengini fark etmek söz konusu olduğunda motivasyonun değeri ortaya çıkar. Çünkü yaşamak başka şeydir, hayatın içinde gerçekten var olmak başka bir şey.
Bugün kendimizi yorgun hissediyor olabiliriz. İstediğimiz yerde olmayabilir, hedeflerimizi ertelemek zorunda kalmış olabiliriz. Ancak yarının ne getireceğini kimse bilemez. Büyük adımlara her zaman gerek yoktur. Bazen küçük bir adım yeter: Uzun süredir ertelediğiniz o dostu aramak, yarım kalan masayı toplamak, yeni bir hedef belirlemek ve kendimize sessizce şunu fısıldamak: “Daha bitmedi.”
“Vazgeçmeyeceğim.”
Baki Selamlar