Omurgasız insanlar
Çevrenize şöyle bir bakın. Mutlaka fark etmişsinizdir; bazı insanlar vardır, neye inandıklarını, ne düşündüklerini bir türlü çözemezsiniz. Rüzgâr nereden eserse o tarafa yatan, bugün söylediğini yarın unutan, gücü kimde görseler hemen onun tarafına esneyen tipler... Hani halk arasında “omurgasız”denir ya; işte tam da öyle, net bir duruşu olmayan, kaba tabirle kabın şeklini alan insanlardan bahsediyorum.
Günlük hayatta bu insanlarla karşılaşmamak neredeyse imkânsızdır. Çünkü bu durum artık sadece tek bir alana sıkışmış değil; siyasetten iş yerimize, akraba meclislerinden en yakın arkadaş çevremize kadar her yere yayılmış durumda. Peki, insan nasıl olur da kendi fikrinden, kendi doğrusundan bu kadar kolay vazgeçer? Sözünün arkasında durmak bu kadar mı zorlaştı?
Gelin, bu duruşsuzluğun hayatımızın farklı alanlarına nasıl yansıdığına yakından bakalım.
Siyasette ve Çıkar Çevrelerinde Renk Değiştirenler
Bu omurgasızlığın en görünür, en çirkin hâlini hiç şüphesiz siyaset ve güç çevrelerinde görürüz. Burada ilkelerin, fikirlerin ya da memleket sevdasının hiçbir önemi yoktur; tek geçerli akçe “kişisel çıkar”dır.
Dün karşında durup sana en ağır lafları eden, hakaretler yağdıran, adeta karşıdan havlayan tipler; çıkarları değiştiği an bir de bakmışsınız senin kapına gelmiştir. Dün sana havlayanlar, yarın çıkarı gerektirdiği zaman senin yanında oturup bu kez senin düdüğünü çalmaya, senin karşı olduğun yere havlamaya başlarlar.
Ne bir utanma duyguları vardır ne de geçmişte söylediklerinin bir ağırlığı...
Dün ak dediğine bugün karayı rahatlıkla derler. Koltuk, mevki veya bir parça menfaat uğruna hemen renk değiştirir, dün küfrettiklerinin bugün elini öpmek için sıraya girerler. Bu tarz insanların ne dostluğuna güvenilir ne de düşmanlığından korkulur. Çünkü onların tarafı yoktur; onlar sadece gücün ve kemiğin olduğu taraftadırlar.
İş Hayatında“Müdürüm Sen Bilirsin”ciler
Benzer bir tablo iş dünyasında da karşımıza çıkar. İş hayatı, duruş sahibi olmakla rüzgâra göre savrulmak arasındaki farkın en net görüldüğü yerlerden biridir. Birçok iş yerinde mutlaka şu tipe rastlarsınız: Yanlış bir karar alındığını bal gibi bilir ama toplantıda gıkını çıkarmaz. Hatta patron ya da müdür ne derse desin, gözlerinin içi parlayarak“Çok haklısınız efendim”diye kafa sallar.
Bu tipler için doğru ya da yanlış yoktur; sadece “konforu koruma”derdi vardır. Masada bir başarı varsa en öne atılır, alkışı kapmaya çalışırlar. Ama işler sarpa sardığında ya da bir hata yapıldığında bir anda ortalıktan kaybolurlar. Suçu hemen altındaki çalışana ya da yanındaki mesai arkadaşına atıp kendilerini temize çıkarırlar.
Kendi fikrini savunacak cesareti olmayan, koltuğunu kaybetmemek için her türlü haksızlığa göz yuman bu anlayış, iş ortamındaki güveni bitirir. Kısa vadede yükseliyor gibi görünseler de uzun vadede kimse onlara gerçekten saygı duymaz.
Akraba İlişkilerinde Çıkarına Göre Yön Değiştirenler
“Akraba can bağıdır” derler ama maalesef bu duruşsuzluk virüsü kan bağı dinlemiyor. Akraba çevresine baktığınızda, gücün ve paranın etrafında nasıl kümelenildiğini çok net görürsünüz.
Kimin durumu iyiyse, kimin mevkiisi yüksekse onun düğününde, derneğinde başköşeye kurulurlar. O akrabanın yanlışını görseler bile yüzüne karşı tek kelime edemezler; aksine sürekli över, suyuna giderler. Ama aynı akraba zora düşsün, eli daralsın ya da gücünü kaybetsin; bir anda araya mesafe koyarlar. Yüzlerine güldükleri insanların arkasından demediklerini bırakmazlar.
Zor günde yanında olmayan, sırf menfaati bitti diye selamı sabahı kesen bir akraba profilinden bahsediyoruz. Yüzünüze karşı kardeş gibi davranıp arkanızı döndüğünüzde kuyunuzu kazan bu yapmacıklık, aile bağlarını içten içe çürütür.
Dostlukta Rüzgâra Göre Savrulanlar
Belki de en can yakıcısı budur: Arkadaşım, dostum dediğiniz insanın duruşsuz çıkması.
İki kişilik bir sohbet yaparken sizinle aynı fikirde gibidir. Sizi haklı bulur, yanınızda durur. Ama üçüncü bir kişi ortama girip farklı bir şey söylediğinde, sırf o ortama şirin görünmek için bir anda yön değiştirir. Bir bakmışsınız, az önce sizi savunan insan, başkalarının yanında sizi yalnız bırakmış, hatta onların dalgasına ortak olmuş.
Bu insanlar “idareciyiz” kılıfı arkasına saklanırlar. Herkesle iyi geçinmeye çalışırken aslında hiç kimseye gerçek bir dost olamazlar. Çünkü dostluk, rüzgâra göre yelken açmak değil; fırtına koptuğunda bile doğrunun ve arkadaşının yanında kaya gibi durabilmektir. Hakkı söylemek yerine nabza göre şerbet vermeyi seçenlerden dost olmaz.
Neden Bu Hale Geliyoruz?
İnsanları bu duruma getiren şey aslında çok basit iki duygu: Korku ve kolaycılık.
Korku:“Ya dışlanırsam?”, “Ya imkânlarımdan olursam?”, “Ya kötü bellenirsem?” korkusu. İnsanlar tepki çekmekten o kadar korkuyorlar ki kendi benliklerinden ve gururlarından vazgeçmeyi göze alıyorlar.
Kolaycılık: Dik durmak bedel ister. Haksızlığa karşı çıkmak, sözünün arkasında durmak bazen yalnız kalmayı, bazen kaybetmeyi gerektirir. Eğilmek ise zahmetsizdir; rüzgâr ne tarafa eserse o tarafa yatar, günü kurtarırsınız.
“Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” mantığıyla hareket edenler, o yılanın bir gün gelip kendilerini de sokacağını hesap edemezler. Duruşsuzluk bir kez alışkanlık hâline geldiğinde, insan bir süre sonra kendi yalanına inanmaya ve aynadaki yüzünden kaçmaya başlar.
Sonuç: Dik Durmanın Hafifliği
Her ortama uyum sağlamak, kimseye dokunmamak, güce göre şekil almak anlık olarak günü kurtarabilir. Belki siyasette bir yer edinirsiniz, belki iş yerinde bir kademe yukarı çıkarsınız, belki de çevrenizde “herkesle iyi” görünürsünüz. Ama geceleri başınızı yastığa koyduğunuzda ya da aynaya baktığınızda içinizdeki o karakter boşluğunu kapatamazsınız.
İnsanı gerçekten değerli kılan şey, ne kadar kazandığı veya ne kadar yükseldiği değil; sözünün eri olması ve zor zamanlarda bile çizgisini bozmamasıdır.
Bükülmek, eğilmek kolaydır; önemli olan rüzgâr ne kadar sert eserse essin kendi ayaklarının üzerinde dik durabilmektir. Çıkar uğruna omurgasından, yani duruşundan vazgeçenler, günün sonunda elde ettikleriyle değil; kaybettikleri karakterleriyle baş başa kalırlar.
Siz siz olun, bedeli ne olursa olsun doğru bildiğiniz yoldan ve kendi duruşunuzdan şaşmayın. Çünkü bu hayatta başı dik gezebilmekten daha büyük bir zenginlik yoktur.
Yorumlar (0)
Bu içerik için henüz onaylanmış yorum yok.




