Rize deplasmanından 4-1’lik mağlubiyetle dönerken, skordan ziyade sahadaki çaresizliği ve tribündeki güzelliği iyi düşünmemiz gerekiyor.
Öncelikle şunu açıkça ifade edelim: Sahada hak eden bir Rizespor vardı ve aldıkları 3 puan analarının ak sütü gibi helaldir.
Bunu bir kenara koyalım...
Ancak bizim açımızdan can sıkan detaylar skordan daha çok yaralayıcı...
Maç öncesi İstiklal Marşı okunurken basın tribünündeki meslektaşlarımızla göz göze geldik.
Sahaya bakıyoruz; Samsunspor'da ilk 11’de sadece tek bir Türk oyuncu var, kaleci Okan Kocuk.
Rakipte Mithat ve Taylan.
İki takımında ligde iddiası kalmamışken bu tablo, her iki futbol şehri için gerçekten üzücü.
Kendi evladımızı sahada görememek, aidiyet duygumuzu zedeliyor.
Başkan Yüksel Yıldırım’ın 'Takımda çok doymuş futbolcular var. Sezon sonu bakacağız' sözü, bu maçla bir kez daha tescillenmiş oldu.
Gerçekten doymuş futbolcular var takımda, bu bariz görülüyor.
Kimse inkar edemez, kulüp ve şehirde 'Reis-Fink' kıyaslaması var. Bu artık yüksek sesle konuşuluyor, bir kenara bırakılmalı.
Geçmişe takılıp kalmak sadece zarar verir.
Önümüzde 6 maç var, şimdiden yeni sezonun planlamasına girilmeli. Buna teknik direktör konusu da dahil.
Maçın en kötüsü; maça damga vuran hakem Atilla Karaoğlan’dı. Mendes’in müdahale bile etmediği pozisyonda çalınan faul ve gol, adeta bitmek bilmeyen 7 dakikalık VAR incelemesi ve Teknik Direktör Fink’e gösterilen o 'komik' kırmızı kart...
Türk hakemliğinin geldiği noktayı Rize'de de ibretle izledik.
Tabii hakemi konuşurken, ilk yarının uzatmalarında üst üste yediğimiz iki goldeki beceriksizliğimizi de göz ardı edemeyiz. Bunun başka bir izahı yok.
Rize'ye Teşekkürler...
Son olarak, Rize’deki o muazzam atmosferden bahsetmemek olmaz. Liglerimizde eşine az rastlanır bir misafirperverlik gördük. Rizespor taraftarına, yönetimine ve basın mensubu arkadaşlarımıza gönülden teşekkürler.
Samsunspor için artık 'Sil baştan' deme vaktidir. Bu yeni yapılanma sürecinde şehrin tüm dinamikleriyle yönetime destek vermesi, geleceğimiz için hayati önem taşıyor.