Bazen bir şarkı duyarız; daha ilk notasında içimiz ürperir, gözlerimiz dalar gider. Bazen de öyle bir ritim başlar ki, oturduğumuz yerde omuzlarımız kendiliğinden oynamaya başlar. İşte bu sihrin adı bizim müziğimizde makam'dır. Ama makam deyince aklınıza öyle karışık müzik terimleri gelmesin; makam aslında bizim doğrudan ruh halimizdir.
Eskiler boşuna dememiş; "musikide her duygunun bir adresi vardır."
Mesela, akşamüstü güneş batarken içinize çöken o tatlı huzur ve biraz da özlem var ya... İşte o nihaventtir. Kibardır, moderndir, sanki bir İstanbul beyefendisi gibi nazikçe dokunur kalbinize. Ama iş ciddiye binip de bir ayrılık acısı kapıyı çalınca, orada devreye Hüzzam girer. Hüzzam, hıçkırığını içine atan bir dert ortağı gibidir. Sizi ağlatmaz belki ama boğazınızda o meşhur düğümü bırakır.
Peki ya o her notasından asalet akan, vakur ve oturaklı duruş? O da Rast makamıdır. İnsana güç verir, ayaktayım dedirtir. Sabahın seherinde neşe bulmak isterseniz Mahur kapınızı çalar, içiniz kıpır kıpır olur.
Bir koro şefi olarak podyuma çıktığımda, aslında sadece notaları değil, bu duyguları yönetiyorum. Korodaki her bir ses, aslında o an sizin bir duygunuza aracı oluyor. Biz sahnede sadece şarkı söylemiyoruz; sizin o anki neşenizi, hüznünüzü, özleminizi alıp bir makama nakşediyoruz.
Bazen soruyorlar: Hocam, Türk Sanat Müziği ağır değil mi? diye. Ben de diyorum ki; İnsanın ruhu ağır mıdır? Sevmek ağırsa, hasret çekmek zorsa, neşelenmek lüksse; evet müzikte ağırdır. Ama müzik, aslında o ağırlıkları omuzlarımızdan alıp bir ezgiyle gökyüzüne bırakma sanatıdır.
Bugünlerde bir durun ve kendinize sorun: Ben bugün hangi makamdayım? İçinizde bir nihavent huzuru mu var, yoksa mahur bir neşe mi?
Hangi makamda olursanız olun, yeter ki o şarkının ruhunu duymaktan vazgeçmeyin. Çünkü bizim müziğimiz, bizi bize anlatan en dürüst aynadır.
2026 yılı hepimize sağlık, mutluluk ve huzur getirmesini diliyorum.