Yaklaşık 60 yıl önce İzlanda açıklarında yaşanan bir volkanik patlama, dünyanın en ilginç doğa laboratuvarlarından birini ortaya çıkardı. Surtsey Adası, 14 Kasım 1963 sabahı deniz altındaki volkanın patlamasıyla doğdu. Bugün ise bilim insanları için “yaşamın sıfırdan nasıl başladığını” gösteren eşsiz bir araştırma sahası olarak kabul ediliyor.
ATEŞTEN DOĞAN ADA
Patlamayı ilk fark edenler, İsleifur II adlı balıkçı teknesinin mürettebatıydı. Önce yanan bir gemi sandıkları duman sütunu, gün ağardığında yeni bir kara parçasına dönüşüyordu. Sadece birkaç hafta içinde denizden yükselen ada 1 kilometre genişliğe, 174 metre yüksekliğe ulaştı. İskandinav mitolojisindeki “ateş devi Surtr”dan ilham alınarak Surtsey (Surtr’un Adası) adı verilen ada, iki yıl süren volkanik faaliyet sonunda bugünkü halini aldı.
BİLİM İNSANLARINA KAPILARINI KAPATAN CENNET
İzlanda hükümeti, adanın oluşumundan iki yıl sonra 1965’te Surtsey’i koruma altına aldı. O tarihten bu yana adaya yalnızca belirli araştırmacılar ve çok sınırlı sayıda gazeteci izinle ve gözetim altında girebiliyor. İzlanda Doğa Bilimleri Enstitüsü’nden Olga Kolbrun Vilmundardottir, “Surtsey, doğanın kendi haline bırakıldığında nasıl yeniden hayat bulduğunu anlamamız için paha biçilemez bir örnek” diyor.
YAŞAMIN İLK İZLERİ: DENİZ TURPU VE KUŞLAR
Adada ilk yaşam belirtileri, patlamadan yalnızca bir yıl sonra ortaya çıktı. 1964 yılında deniz akıntılarıyla gelen deniz turpu bitkisi, Surtsey kıyısında filizlendi. Kısa sürede kuşlar adaya göç etti ve yeni yaşam döngüsünün başlamasını sağladı.
1980’lerin başında martıların adada yuva kurması, ekosistemin kaderini değiştirdi. Kuş dışkılarındaki tohumlar, adanın bitki örtüsünü zenginleştirerek yeni bir ekolojik denge oluşturdu.
“KUŞLAR YAŞAMI TAŞIDI”
Botanikçi Pawel Wasowicz, Surtsey’in kuşlar aracılığıyla yeniden yeşerdiğini belirtiyor:
“Darwin döneminden beri kuşların yalnızca etli meyve tohumlarını taşıyabileceği düşünülüyordu. Surtsey bunun yanlış olduğunu gösterdi. Buradaki tüm bitki türleri kuş dışkısıyla taşındı.”
FOKLAR DA YENİ SAKİNLER OLDU
Zamanla adaya gri foklar da yerleşti. Katil balinalardan kaçan bu hayvanlar, adayı güvenli bir sığınak olarak benimsedi. Fokların dışkıları, azot bakımından zengin olduğu için bitki örtüsünün gelişmesine katkı sağladı ve ekosistem dengesini güçlendirdi.
DOĞANIN KENDİNİ YENİLEME GÜCÜ
Bilim insanlarına göre Surtsey’in 60 yılda geçirdiği bu dönüşüm, doğanın kendini iyileştirme kapasitesinin en somut örneği. Wasowicz, bu süreci şöyle özetliyor:
“Yeterli alan tanındığında doğa her zaman geri dönmenin bir yolunu bulur. Hem de çoğu zaman beklediğimizden daha hızlı ve yaratıcı biçimde.”
Ancak araştırmacılar, okyanus dalgalarının fokların üreme alanlarını aşındırdığı ve bu bölgelerin yüzyıl sonuna kadar yok olabileceği uyarısında bulunuyor.
“DOĞANIN KALBİNDE OLMAK GİBİ”
Bugün Surtsey, çevre tahribatı yaşayan bölgelerin nasıl yeniden canlandırılabileceğine dair dünyadaki en önemli örneklerden biri kabul ediliyor. Coğrafyacı Vilmundardottir, adanın önemini şu sözlerle anlatıyor:
“Surtsey, İzlanda’nın insanlığa armağanı. Ana karada her şey insan eliyle şekillenmiş durumda. Ama Surtsey’de duyduğunuz tek şey kuş sesleri. Orada gerçekten doğanın kalbindesiniz.”
Haber Merkezi
