Son günlerde Şanlıurfa’dan Kahramanmaraş’a uzanan o sarsıcı haberler, toplum olarak üzerine titrediğimiz çocuk kavramını ve ebeveynlik anlayışımızı yeniden masaya yatırmamızı zorunlu kılıyor.
Eğitimci yazar Şeyma Çekici’nin sosyal medyada yankı bulan o meşhur yazısında dile getirdiği pişkin ebeveyn tipleri aslında bugün sokaklara taşan kontrolsüz şiddetin ve empatiden yoksun bireylerin ilk tohumlarını ekiyor. Misafirlikte kırılan bir televizyona gülüp geçmekle, pazar tezgahındaki emeği bir oyun alanı sanmakla başlayan o masumlaştırılmış sorumsuzluk hali, ne yazık ki zamanla başkasının yaşam hakkına kasteden bir canavara dönüşebiliyor. Bizler modern çocuk eğitimi adı altında çocuklarımızın özgüvenini korumaya çalışırken, farkında olmadan onların vicdan ve sorumluluk duygularını buduyoruz. Disiplini bir travma, sınır koymayı bir baskı aracı olarak gören bu yeni yetme anlayış, aslında çocuklarımızı özgürleştirmiyor; aksine onları kendi bencil dürtülerinin kölesi haline getiriyor ve şımartıyor.
Oysa gerçek özgürlük, bir başkasının varlığına ve hakkına saygı duyabildiğin yerde başlar. Çocuk merkezli bir hayat kurmak demek, çocuğun her arzusunu emir telakki etmek değil, onu toplumsal yaşamın bir parçası olabilecek ahlaki olgunluğa ulaştırmaktır. Bugün evinin içinde sınır tanımayan, hayır kelimesini ağzına almayan, kırdığı döktüğü her şeyin bedelinin başkaları tarafından ödeneceğine inanan bir çocuk, yarın sokağa çıktığında dünyayı kendi oyun alanı sanmaya devam ediyor. Bu vurdumduymazlık kültürü, sadece nezaket kurallarını değil, toplumun en temel güven bağlarını da zedeliyor. Kendi çocuğunu her şeyin üstünde tutarken başkasının hakkını hiçe sayan ebeveynler, aslında en büyük kötülüğü yine o çocuklara yapıyor; onları hayatın gerçekleriyle, kurallarıyla ve başkalarında hakları olduğu bilinciyle tanıştırmadan hayata salıyorlar.
Mesele artık sadece bir eğitim sorunu değil, bir varoluş ve beka meselesidir. örfümüzden kültürümüze, evrensel insani değerlere kadar her kaynak bize sorumluluğu ve ölçüyü öğütlerken, izlediği iki video ile kendini çocuk eğitmeni ilan edenlerin yarattığı bu tahribatın faturası çok ağır oluyor. Çocuklarımızı severken onlara rehberlik etmeyi, yol gösterirken durmaları gereken yeri öğretmeyi ihmal etmemeliyiz. Çünkü sorumluluk duygusu aşılanmamış her özgürlük, ölçüsüzlüğe teslim edilmiş bir hayattır. Unutulmamalıdır ki aynaya bakmayı reddeden her yetişkin, elinde tuttuğu o küçük eli yarının karanlığına hazırlıyor olabilir. Toplum olarak yeniden sağlıklı sınırlara, birbirimizin hakkına titreyen o eski ama eskimeyen nezakete ve en önemlisi evlatlarımıza dur diyebilme cesaretine ihtiyacımız var. Aksi takdirde, bugün sustuğumuz her yaramazlık, yarın dindiremeyeceğimiz büyük bir acı olarak kapımızı çalmaya devam edecektir maalesef.