Geçen gün bir kafede oturdum, etrafı izliyorum. Yan masada iki genç arkadaş, önlerinde kahveler... Yarım saat boyunca birbirlerinin yüzüne bir kere bile bakmadılar. İkisi de kafayı telefonuna gömmüş, parmaklar ekranda fır dönüyor. Arada bir komik bir şey görüp birbirlerine telefonun ekranını gösteriyorlar, sonra yine o derin sessizlik. İnsan hayret ediyor; yan yana gelmişsin, canlı kanlı oradasın ama ruhun başka yerde, o küçük camın içinde.
Bu durum sadece sokakta ya da kafede değil, hayatın her alanında başımıza dert olmaya başladı. Ben bir Türk Sanat Müziği korosu şefiyim. İnanın, çalışmalarda ortak bir duygu yakalamak, o güzelim eserlerin ruhuna inmek için uğraşırken karşımda hep o telefonları görüyorum. Arkadaşlarımız şarkıyı beraberce meşk etmek, o anki yorumu hissetmek yerine video çekme derdine düşüyor. Ben şef olarak konsantrasyonumu toparlamaya çalışırken, diğer arkadaşların dikkati de o çekilen videolara kayıyor. Haliyle o beklediğimiz ruh, o ortak tını bir türlü yakalanamıyor. Müziğin kalbine dokunmak varken, görüntüsünü kaydetmek daha önemli hale geliyor.
Maçta da aynı, tiyatroda da. Takım gol atıyor; herkes sevinmekten önce telefona sarılıyor. O anki o müthiş gürültüyü, heyecanı, yanındakiyle kucaklaşmanın tadını çıkarmak varken, "aman videoya çekeyim" diye kaskatı kesiliyoruz. Tiyatroda, konserde bile sahnedeki o güzelim emeği izlemek yerine, telefonun ışığıyla etrafımızı rahatsız ederek kayıt yapma derdine düşüyoruz. Sanki o videoyu çekmezsek o anı yaşamamış sayılacağız. Halbuki o anın duygusu, o coşku bir daha geri gelmiyor ki. Telefonun içinden izlediğin şey, o anın sadece soluk bir kopyası oluyor.
Yolda yürürken bile kafamızı kaldırmaz olduk. Eskiden birine çarpsak özür diler, bir selam verir, iki kelime ederdik. Göz göze gelmekten, birine bir "merhaba" demekten kaçar hale geldik. O sihirli ekranlar bizi birbirimize bağlayacağına, aramıza sanki görünmez duvarlar ördü. Yanımızdaki insanı görmüyoruz ama dünyanın öbür ucundaki birinin ne yediğini merakla takip ediyoruz.
Belki de biraz abarttık bu işi. Hayat o ekranın içine sığmayacak kadar büyük ve hareketli. Bir golün sevincini bağırarak yaşamak, bir şarkıya gözlerini kapatıp eşlik etmek ya da vapurda yanındaki amcanın iki cümlesine kulak vermek bizi çok daha zengin yapar. Kaydetmeye çalışırken yaşamayı unutuyoruz. O telefonu cebimize koyup şöyle bir etrafımıza baksak; aslında hayat tam da o baktığımız ama görmediğimiz yerlerde akıp gidiyor.