Fındık dalda sadece bir meyve değil, bu toprakların hem geçim kaynağı hem de haysiyetidir ancak son günlerde Karadeniz’den yükselen sesler, bu haysiyetin piyasa oyunları arasında nasıl örselendiğini fısıldıyor. Toprak Mahsulleri Ofisi, namıdiğer TMO, aslen çiftçinin kara gün dostu olması için kurulmuş, piyasa spekülatörlerine karşı bir kalkan görevi üstlenmiş bir kurumdur fakat bugün geldiğimiz noktada, kalkanın bizzat kılıç kuşanıp kendi üreticisine ve sanayicisine yöneldiği bir tabloyla karşı karşıyayız. İddialar yenilir yutulur cinsten değil; depolarında bekleyen eski mahsulü, piyasanın çok altında fiyatlarla ve sessiz sedasız elden çıkarma telaşına düşen bir devlet kurumundan bahsediyoruz. Üstelik bu fındıkların 2004 ve öncesine ait olduğu söyleniyor ki bu durum sadece ekonomik bir kayıp değil, aynı zamanda Türk fındığının dünyadaki o sarsılmaz kalite imajına vurulan bir balyozdur.
İnsan sormadan edemiyor: TMO neden ısrarla bu ülkenin fındık üreticisinin aleyhinde ve kendi stratejik ürününü dünya piyasasının altında tutmada bu kadar ısrarcı olur? Unutulmamalıdır ki TMO bu devletindir; ürün de bu devletindir, o ürünü tırnaklarıyla topraktan kazıyan üretici de bu devletin Vatandaşıdır. Kendi öz evladını koruması gereken bir kurumun, dış piyasanın ekmeğine yağ sürecek hamleler yapması, garip bir durumdur.
Sektörün içindeki o hassas teraziyi düşünün; bir yanda bin bir emekle ürünü toplayan köylü, diğer yanda dünya devleriyle yarışan ihracatçı varken TMO’nun 700 TL gibi, piyasa gerçeklerinden kopuk bir rakamla kavrulmuş fındık operasyonuna girişmesi, özel sektörün elini kolunu bağlamaktan başka bir işe yaramaz. İhracatçı 850-900 TL bandında bir değerle prestij korumaya çalışırken devletin kendi eliyle fiyatları aşağı çekmesi, bindiğimiz dalı kesmektir. Eğer tüketici kalitesi tartışmalı eski mahsul fındığı ucuz diye tüketip de tadını damağında kötü bir anı olarak bırakırsa yarın başka ülkelerin fındığıyla rekabet edemeyiz. Fındık sadece bir kuruyemiş değil, bir stratejik üründür ve strateji kapalı kapılar ardında toptancılara fısıldayarak değil, şeffaf bir yönetimle kurulur.
Şimdi top siyasetçilerde ve özellikle Samsun’un fındık kokan ilçelerinin dertleriyle dertlenmesi gereken bölge milletvekillerinde; Ankara’nın soğuk koridorlarında fındığın kokusunu unutanlara, fındığın sadece bir istatistik olmadığını hatırlatmak gerekiyor. Samsun’dan yükselen bu haklı isyanın, TMO ve tüm paydaşları bugünü kurtarma derdinden sıyrılıp yarını inşa etme vizyonuna döndürmesi şarttır, aksi takdirde depolardaki o eski fındıklar sadece kilo bazında değil, itibar bazında da erimeye devam edecektir. Devlet müdahale ederken üreticiyi korumalı, piyasayı yakmamalıdır çünkü fındık biterse sadece Çarşamba, Terme, Salıpazarı, Ayvacık değil, Türkiye’nin tarımdaki en güçlü kalesi yıkılmış olur. Unutulmasın ki fındık üreticisi sadaka değil, emeğinin karşılığını ve devletinin arkasında duran bir dağ olmasını bekliyor; aksi bir tavır bu bereketli toprakların geleceğine ihanet olacaktır.