Türk Sanat Müziği, sadece bir müzik türü değil, Osmanlı İmparatorluğu'nun şehirli ve saray kültürünün estetik zirvesini temsil eden, duygunun mimari bir düzenle sunulduğu yüksek bir sanat formudur.
Yüzyıllardır süregelen bu gelenek, Batı müziğindeki tam ve yarım seslerin dışına çıkarak, müziğe eşsiz bir derinlik ve duygusal zenginlik katan makam sistemi üzerine inşa edilmiştir.
TSM'nin temel taşı olan makamlar, bir notalar dizisinden çok öte, kendine ait bir seyri, karakteri ve hatta bir ruh hali olan tonal yapılardır.
Bir Uşşak makamının içten gelen hüznü ile bir Rast makamının huzurlu coşkusu arasındaki fark, TSM icrasının en ince ve en zorlu yönüdür.
Bu makamların hissedilmesi ve icra edilmesi, yalnızca teknik bilgiyi değil, aynı zamanda o müziğin kültürel derinliğini de anlamayı gerektirir.
Bugün TSM'nin karşı karşıya kaldığı en büyük zorluk, Batı müziği eğitiminin ve icrasının getirdiği tam ses baskısıyla makamsal inceliklerini, yani koma perdelerini kaybetme tehlikesidir.
Makamı sadece nota dizisi olarak gören bir icra anlayışı, müziğin ruhunu ve verdiği duyguyu yok eder.
TSM’nin yaşatılması, notaların ötesindeki bu kültürel inceliğin, yani Makam’ın Usûl ile kurduğu o mistik ve otantik dengeyi korumaktan geçer.
Bu müziği gelecek nesillere aktarmak, sadece repertuarı değil, aynı zamanda bu derin felsefeyi ve inceliği de aktarmak demektir.