Epey eskiden adliyenin karşısında bir kahve varmış.
Sakinlerinin tamamı yalancı şahitlerden oluşurmuş.
Kimin hangi mahkemede sıkışıp, yalancı şahide ihtiyacı olursa, gidip bu kahveden gerektiği sayıda şahit bulurmuş.
Adamın birinin böyle bir ihtiyacı olmuş ve bir dostunun salık vermesiyle Yalancılar Kahvesi’ne gelmiş.
Fakat kahvede bir ocakçı, bir de miskin miskin oturan biri varmış.
Adam ocakçıya yanaşıp, “Bana, burada yalancı şahit bulunurmuş dediler geldim ama hiç kimse yok” demiş.
Ocakçı: “Aslında kalabalıktır ama herkes bir cenazeye gitti şuradaki arkadaşı nöbetçi yalancı olarak bıraktılar, istersen onunla bir konuş” demiş.
Bizimkinin gözü pek tutmasa da eli mahkum yanaşmış:
– Affedersin bilader bir şahitlik işi vardı da…
– Yardımcı olalım abi, konu neydi?
– Bir alacak-verecek meselesi…
Yalancı şahit bir anda ciddileşmiş:
– Vaaay!.. O it herif hala ödemedi mi borcunu abicim?..
Bizimkisi şaşırmış ve düzeltmiş.
– Yok öyle değil, borçlu olan benim.
Yalancı şahit daha da kendinden emin:
– Yahu abicim kaç defa ödeyeceksin o dürzünün parasını? Hadi duruşmaya yetişelim de hakime bir de ben anlatayım!!!
ACAR AVUKAT
Adam şehrin en gözde semtinde bir büro tutmuş.
İçini güzelce döşemiş.
Kapıya da tabelasını asmış.
Yeni bürosunda otururken kapı çalınıp da sekreter geleni odasına soktuğu anda eline telefonu alıp konuşmaya başlamış.
“O iş tamamdır. Zaten benim aldığım davada kötü sonuç çıkmaz. Tabi…Tabiii hemen hallederiz. Siz hiç merak etmeyin. Ankara’da çok tanıdık var.”
Konuşma bir süre devam ettikten sonra sekreterinin odaya aldığı amama dönüp, “Ah efendim” demiş.
“Kusura bakmayın beklettim. Ama görüyorsunuz işler çok yoğun. Sizin ne davanız vardı?”
Adam, “Benim davam yok” demiş.
“Telefonu bağlamaya gelmiştim.”