Yan gelip yatmak ile övünmek sadece bize mahsus bir şeydir herhalde. Yapmadıklarıyla ya da kaytardıklarıyla övünen başka bir millet yoktur sanırım. Herkes şahit olmuştur bazı anne veya babalar övünerek anlatır “Benim oğlum askerde çok rahat hiçbir iş yapmıyor.” ya da “Benim oğlumun işi çok iyi masa başında öylece oturuyor.” diye.
İyi de analar babalar bunlar övünülecek şeyler mi? Elin oğlu neler yapıyor? Uzaya çıkacak teknolojiler buluyor, ülkesi için üretiyor, milletine ve ailesine faydalı oluyor. Bizdeki bu tembellik nereden geliyor bilmiyorum ama şahit olduğum bir sürü olay var. Bize göre bu bir ahlak sorunudur.
Başkanlık yaptığım dönemde iş için yardım isteyenlerin taleplerini öğrendiğimde şaşırıyordum. “Bir mesleğin var mı?” diye soruyorum “Yok” diyor. Ne iş yapabilirsin diyorum “Ne iş olursa yaparım.” diyor. Maaş olarak beklentin nedir diye soruyorum “Asgari ücretin üzerinde olmalı.” diyor.
“Bir mesleğin yokmuş bu nasıl olacak? Kim bu parayı sana niye versin?” diyorum ses yok. “Madem asgari ücret yetmez, bir mesleğin de yok seni iş garantili kaynakçı kursları var oraya göndereyim. Hem kurs süresi boyunca harçlığını da alıyorsun, kurs bitince maaş asgari ücretin bir buçuk, iki misli olur.” diyorum. Vatandaş “Abi kaynakçılık yapamam şöyle masa başı bir iş yok mu?” diyor.
“Var var olmaz mı, her yer yan gelip yatılacak bacak bacak üstüne atılacak iş dolu!” diyemiyoruz maalesef.
Yazık oluyor milletimize, yazık oluyor devletimize. Bizim üretmemiz lazım hem de çok. Çalışmamız lazım hem de çok, evet çok çalışıp artık değer üretmemiz gerekiyor. Biz karpuz değiliz ki yatarak büyüyelim ama sanki bir el bu ülkede üretimin önünü bilinçli olarak kesmiş. Her bayram tatilini 9 güne çıkarma gayreti içindeyiz.
Bir ülke düşünün ki; insanlarını planlı bir şekilde tembelleştirmiş. Tembellik bazı insanlarında işine gelmiş yemiş, içmiş yatmış. Ülkemiz yaklaşık yüz yıldır savaşmadığı halde ve çok önemli yeraltı ve yerüstü zenginliğine sahipken hiç bir kaynağını değerlendirememiş. Enerjisini bile üretememiş, çok ciddi bir enerji ithalatımız var.
Etimizi bile ihtiyacımız kadar üretemiyoruz. O kadar hayvancılık teşviki verildiği halde et ithalatı yapmak zorunda kalıyoruz. Özellikle emekli ve dar gelirli vatandaşlarımız sadece ete değil bütün gıdaya ulaşmakta zorlanıyor.
Ekilebilecek yerlerin belki de yarısı ekilmiyor. Hem de “Yakında gıda savaşları çıkacak, gıda stratejik bir ürün olacak.” diyen yöneticilerimiz varken.
Yeni yeni enerji ve savunma sanayi alanında yatırımlar yapılmaya başlandı. Bunlar geç kalınmış yatırımlar fakat zararın neresinden dönülse kardır diye düşünmek ve desteklemek lazım.
Şairin, “Dağlarımız bomboş, bayırlar da boş / etini üretme, ithalata koş!” diye ironik eleştirisinde dediği gibi üzüntü verici bir durumumuz var.
Aslında yapılacak şey çok basit. Doğumuzda Batımızda örnek alınacak ülkeler var. Daha dün denecek kadar kısa bir süre önce savaştan çıkmış ve taş üstünde taş kalmamış ülkeler çok ciddi kalkınma hamlesi başlatmış ve bunu başarmışlar.
Bir arkadaş Almanya’dan köklü bir otomobil üreticisinden örnek verdi. Bir Alman demiş ki; “Benim dedem bu firmada çalıştı babamı yetiştirdi, babam bu firmada çalıştı beni yetiştirdi, ben işimi düzgün yapıp bu fabrikaya sahip çıkmalıyım çünkü ben de çocuğumu burası sayesinde yetiştiriyorum.”
Allah aşkına biz çocuklarımıza böyle bir ahlak, böyle bir kültür verebiliyor muyuz? Üretmek zorunda olduğumuz bilincini öğretebiliyor muyuz? Üretmeden kalkınmanın olmayacağı bilincini anlatabiliyor muyuz?
Kalkınmayı başarmış ülkelere bakıp, onlar nasıl çalıştıysa onlar gibi çalışıp, onlar nasıl başardıysa onlar gibi başarmak gerekir. Amerika’nın yeniden keşfine gerek yok. Yapacağımız şey belli çalışmak, çalışmak yine çalışmak. Üretmek, üretmek artık değer üretmek.