Bir insanın bir makama gelip yönetici olabilmesi için nitelikli, becerikli ve seçkin olması yeterli mi? Bir insana bir makam verilecekse nitelikli, becerikli ve seçkin olmasının yanında ahlaklı olması da gerekmez mi?
İtalyan sosyolog, ekonomist ve filozof olan Vilfredo Pareto’nun “Seçkinlerin Dolaşımı Teorisi” diye bir teorisi var. 80/20 diye de tanımlanan bu teoride Pareto’ya göre insan türü ikiye ayrılır ve bunlar “Aslanlar” ve “Tilkiler” olarak sınıflandırılır.
Bu teori, mealen ve özetle, toplumların %20’sinin üstün yetenekli ve nitelikli olduğunu ve ülkeleri genellikle bu %20’lik dilimin içinde olanların yönettiğini söyler. Bize göre bu teori bizim ülkemiz içinde geçerli.
Ancak yönetimlerin zamanla yozlaşabildiğini ve yerlerine yenilerinin gelerek bu döngünün belli bir süre sonra kendini yenilediğini tanımlar. Yani aslanlar yıpranır, tilkiler gelir; tilkiler yıpranır, aslanlar gelir. Bu döngü bize bir yerden tanıdık geliyor mu?
Dededen toruna Türkiye Büyük Millet Meclisinde olanlar, 7 dönemdir Mecliste milletvekili olanlar ve babadan oğula geçen milletvekilliği bu teoriyi doğrular gibi değil mi?
2000 yılında Fazilet Partisinde siyasete başladığımızda büyüklerimiz bize bu teoriden bahsederlerdi. Bu teoriyi Amerikalıların güncelleyip kendilerine uyarlayarak “Bizim toplumun %80’i ahlaki olarak bozulmuştur. Biz yöneticilerimizi toplumun kalan %20’lik ahlaklı kesiminden seçeriz. Sizde ise tam tersi, sizin toplumun %80’i ahlaklı, kalan %20’si ahlaksızdır. Siz de yöneticilerinizi ısrarla bu %20’lik kesimden seçiyorsunuz.” dediklerini anlatırlardı.
Bu yazıyı okuyanlar, ülkemizde yaşananlardan hareketle bu iddiaların doğru olup olmadığının ve bu teorinin bizde uygulanıp uygulanmadığının muhasebesini kendileri yapacaktır.
Şu anda ABD bu sistemi uyguluyor mu? Bize göre uygulamıyor çünkü yöneticilerinin durumu ortada. Bizde durum iddia edildiği gibi mi? Biz bir şey demeyelim fakat her şey açık seçik milletimizin gözü önünde cereyan ediyor.
Evet, genelde yöneticiler yetenekli, nitelikli ve seçkin kesimden seçiliyor. Fakat burada bir sacayağı oluşturup yetenekli, nitelikli insanları “ahlaklı” ile tamamlarsak sacayağı sağlam basar. Aksi hâlde, örneklerde görüldüğü gibi, her şey güdük kalıyor.
Peki, bu nasıl olacak? Toplumun önüne sürülecek kişilerin yetenekli, nitelikli ve ahlaklı olmasını kim belirleyecek? Siyasi partilerde seçilecekleri parti adına seçiciler mi belirleyecek yoksa seçilecekleri seçecekler mi belirleyecek?
Siyasi partilerin nitelikli, becerikli ve ahlaklı insanları pompanın ucuna koymaları konusunda millette bir talep olmalıdır. Bu yönde bir talep olmalı ki partilerde seçilecekleri belirleyen kurul, vitrine koydukları insanları seçerken daha seçici ve daha dikkatli olsun.
Ve fakat maalesef memleketimizin acı bir gerçeği var.
Parti yöneticileri liyakatten ziyade sadakat arıyor. Ahlaklı yöneticiden ziyade mutlak itaat edecek yöneticiler tercih ediliyor. “Bunu da nereden çıkardın?” diye soranlar olursa “Kafanızı gömdüğünüz kumdan çıkarın ve etrafınıza bakın, görürsünüz.” der, geçeriz.
Ülkemizde maalesef partizanlık ve siyasi körlük almış başını gidiyor. Bunun sonucu olarak ülkemiz insanı bir türlü istenilen refah seviyesine ulaşamıyor.
Sorunlar sadece bununla da kalmıyor; ne ekonomimizi düzeltebiliyoruz ne eğitimde bir kalite yakalayabiliyoruz ne de adaleti tam manasıyla tesis edebiliyoruz. Demokrasi ise hak getire, herkes işine gelince demokrat.
Bu kadar zengin, çok çeşitli yer altı ve yer üstü kaynaklarına sahip bir ülkenin yüz yıllık Cumhuriyet yolculuğunda ulaştığı mesafe burası ise durup biraz düşünmek gerekmez mi? Size göre de bir yerlerde bir sorun yok mudur?