loading...

Samsun merkezli, bölge gazetesi...

  • Dolar 5.9367
  • Euro 6.5481
  • GR ALTIN 284.7
  • ÇEYREK 465.56

  • 13 Eylül 2019, Cuma 10:00
MEHMETAKSOY

MEHMET AKSOY

12 EYLÜL; DERNEKTEN CEMAATE

12 Eylül 1980 Darbesi’yle 650 bin kişi gözaltına alındı, 1 milyon 683 bin kişi fişlendi, 7 bin kişi hakkında idam cezası istendi, 50 kişi idam edildi,171 kişi sorguda işkenceden, 299 kişi de cezaevlerinde kötü muameleden hayatını kaybetti…

 210 bin dava açıldı, 230 bin kişi yargılandı, onbinlerce kamu çalışanı, binlerce akademisyen işten atıldı, 29 bin kişiye yurda dön çağrısı yapıldı, 14 bin kişi vatandaşlıktan çıkarıldı, 388 bin kişiye pasaport verilmedi, 23 bin 700 dernek kapatıldı.

Cemaate dönüştürülenler dışındaki tüm dernek, sendika ve sivil toplum kuruluşları (STK) kapatıldı, yöneticileri ve üyeleri tutuklandı, hak ve özgürlük adına ne varsa rafa kaldırıldı. Demokratik hak ve özgürlükler kitaplarda, silik bir şekilde, kağıt üstünde yasalarda kaldı, araştırılıp, geliştirilemez, kullanılamaz hale getirildi, tankların paletleri altında ezildi. Toplumun direnç noktaları,  savunma mekanizmaları yerle bir edildi; toplum adeta sürüleştirildi. Kendisine sunulanı olduğu gibi kabul etmek zorunda bırakıldı. Bugün yaşadığımız terörden ekonomiye; tüm olumsuzlukların, yanlışlıkların, ihanetlerin baş sebebi 12 Eylül Darbecileridir.

Gözleri bağlı insanların fili tanımlayamaması; ayağını tutanın ağaç veya direk, hortumunu tutanın boru, kulağını tutanın halı demesi, fili tuttuğu yere göre tanımlaması gibi insanlar da durduğu yere göre darbeyi tanımladı. Devri yaşayanlardan daha çok devirde yaşayanlar; bilen de bilmeyen de darbe hakkında konuştu. Aynı silahla aynı günde hem ‘Sağcı’ hem de ‘Solcu’nun öldürüldüğü de söylendi, ‘kardeş kanının’ durdurulduğu da söylendi.

Türkiye’de siyasal şiddetin en yüksek olduğu dönem Bülent Ecevit’in 1978’deki başbakanlığı dönemiydi. Darbe’nin yapıldığı 12 Eylül 1980’de de siyasal şiddet sürse de eskisine nazaran kontrol altına alınmaya başlamış, girilmez denen ilçe ve mahallelerde güvenlik tesis edilmişti.

Darbeye ortam hazırlamak için siyasal şiddetin engellenmesinde değil; büyüyüp gelişmesinde rol aldıklarını darbeci askerler daha sonra itiraf etti. Aynı yıl Polonya’da yapılan darbeye tüm dünyadan tepki gelirken, Türkiye’deki Askeri Darbe iç savaşa giden terörün engellenmesi olarak değerlendirildi.

Darbe öncesi başbakanlık yapan CHP Gen Bşk Bülent Ecevit de AP Gen Bşk Süleyman Demirel de terörün engellenmesi için TSK’ya ‘ Sorun, yasaysa çıkaralım, paraysa verelim, silahsa alalım’ derken, Başbakan Yrd MHP Gen Bşk Alparslan Türkeş ‘Devletin güvenliği tehlikededir, DGM kurulsun’ dedi. Askerler hepsini reddetti ve terörün tırmandırılmasını ve 12 Eylül 1980 gece 05.00’te yapılan darbeye haklılık kazandırılmasını sağladılar. Haklılık kazandırdıkları darbeden sonra tarihin görmediği işkence ve kıyımlarla darbe öncesini mumla arattılar.

Türkiye’nin ‘Komünizm’le kurtulacağına inanan ve bu uğurda silahlı propaganda yapanlarla, Türkiye’nin katılımcı demokrasiyle kurtulacağına inanan Ülkücüler arasındaki mücadele ne ‘sağ-sol’ ne de birilerinin kışkırtmasıydı. Mevcut düzene karşı çıkan Komünistler Komünizm’le herkesi yoksullukta eşitlerken, Ülkücüler aksine refahta eşitliği sağlamayı; tarım kentleri, çalışanın işyerine ortaklığı veya alnının teri kuramadan hakkını aldığı bir sistemle Türk milletini mutlu, Türk devletini güçlü kılmayı amaçlıyordu.

            Fikir üstünlüğünü kaybeden Komünistler ‘Komünizm kanla yazılır, Devrim namlunun ucundadır, Devrim için sürekli savaş’ şeklinde özetledikleri silahlı propaganda yolunu seçtikleri halde devlet güvenlik kuvvetleri üstlerine düşen görevi yapmayınca, Ülkücüler meşru ve nefsi müdafaa hakkını kullanmak zorunda kaldı. Çatışmanın başı da sonu da budur, sağla solla uzaktan yakından ilgisi yoktur.

 Aynı fabrikanın ardışık numaralı silahlarının farklı taraflarda bulunması da aynı merkezlerden yönetildiklerinin delili değildir. Silaha ihtiyaç duyulduğunda manavdan değil silah tüccarından alınır. Tüccar da parayı verene silahı satar, alan da satan da fikir değil; fiyat sorar. Ne silahın ne de paranın fikri olur.

 Çatışmalarda ele geçirilen silahlar sahiplerine iade edilmez, balistik muayeneye de gönderilmez. Daha sonra yakalatılınca ilk kullanıcısının eylemi ortaya çıkar. Zaman zaman karşı taraftan ele geçirilen silah yakalatıldığında aynı görüşten kişinin o silahla daha önce vurulduğu da görülür. Bu silah iki eylemi de aynı kişinin yaptığını göstermez.

Sadece yaşı itibarıyla 12 Eylül 1980’i yaşamışlar da zaman zaman olayları yaşayanlar da söylediklerine bakıldığında ‘Devri’ yaşamamışlar, o devirde yaşamışlar. Burada amaç; eski yaraları kanatmak değil. Yeni yaralar açmak hiç değildir. Amaç devrin kahramanlarının anıları önünde saygıyla eğilmek, hak ve itibarlarını iade etmektir


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık