Osman Özköylü'nün futbol anlayışı oyuna hükmetmek üzerine kuruludur.
O'nun takımları hep topa daha çok sahip olmak isterler.
Ayrıca O'nun takımları oyunu hep güzelleştirmiştir.
Bizim takımda da geldiğinden beri bunun izlerini görüyoruz.
Farkındaysanız, takım daha çok pas yapıyor.
Bu da göze hoş geliyor doğrusu.
Ama bu kadroyla yapılmak istenen bu plan doğru oyun biçimi mi?
Bu tartışılır.
Tamamı yetenekli oyunculardan kurulu bir takım değiliz çünkü.
Daha doğrusu pas yaparak oynayacak bir kadromuz yok bizim.
Distel Zola'nın kişisel gayretiyle bu sezonun altıncı golünü attık ama bunun keyfini fazla yaşamayamadık.
Rakip yarı sahada, dar alanda pas yaparken Alperen Pak topu rakibine atınca yediğimiz kontraatağın sonucundaki pozisyon kalemizde gol oldu.
Buna benzer çok pozisyon verdik rakibe, Allah'tan hepsi gol olmadı ama Samsunspor gibi zor gol atan bir takım kendisi taç kullanırken bile topu rakibe atıp bundan gol yiyiyorsa buna ne denir.
Zor atıyoruz, kolay yiyiyoruz
Bu kadar basit olmamamalı aslında.
Alperen bizim geleceğimiz belki, altyapımızdan yetiştiği için de canla başla mücadele ediyor ama iki metreye pas atamıyor.
Ayakları titriyor çocuğun.
Özgüvenini yitirmiş gibi.
Mehmet Çakır'ın Alperen'le son yarım saatte değitirilmesini eleştirenler olacaktır belki ama Çakır'da yarım saatten fazla oynayacak ne istek var ne de o güç.
O yarım saatte bile görüntü var belki ama ses yok.
Geçen hafta Giresun'da yenilince bunu 'Ölüm Fermanı' olarak değerlendirmiştim.
Göztepe'ye de kaybettik.
Öldük mü şimdi bilmiyorum.
Ölümden sonra da hayat var elbette ama ölmüşssek de Ocak transferleri suni teneffüs etkisi yapar mı.
Alıncak oyunculara göre bunu görüp anlayacağız.