Teknolojiyle olan ilişkimiz hep bir "araç" üzerindeydi. Önce klavyelerle yazdık, sonra ekranlara dokunduk, derken Siri ve Alexa gibi asistanlarla konuşmaya başladık. Her aşamada teknoloji bize biraz daha yaklaştı. Şimdi ise o son mesafeyi de kapatıyor ve doğrudan kafamızın içine, düşüncelerimize sızıyor.
"Zihin okuyan kulaklıklar" (BCI - Beyin Bilgisayar Arayüzü) artık laboratuvarlardan çıkıp raflara inmeye başladı. Görünüşte standart bir kulaklıktan farkı yok ama içindeki sensörler beynimizdeki elektriksel aktiviteleri (EEG) anlık olarak takip ediyor. Vaat edilen şey muazzam: "Odaklandığını anlayıp müziğin ritmini değiştiren, stres seviyen arttığında seni uyaran, hatta sadece düşünerek sayfayı kaydıran bir teknoloji."
Kulağa çok havalı geliyor, değil mi? Ama bir de madalyonun öteki yüzüne bakalım.
Düşüncenin "Ham Veri"ye Dönüşmesi
Bir tasarımcı olarak projelerime odaklandığımda veya bir editör olarak sayfalar arasında kaybolduğumda, zihnimin o en üretken anlarını bir cihazın takip etmesi ilk başta işime yarayabilir. "Bak Can, şu an yoruldun, bir kahve molası ver" diyen bir algoritma dostça görünebilir.
Ancak mesele şu: Bu veriler nerede saklanıyor? Bugün sosyal medya şirketleri hangi reklamın üstünde kaç saniye durduğumuzu biliyor ve bizi buna göre manipüle ediyor. Peki ya reklamın üstünde durduğumuz o saniyelerde beynimizde oluşan o anlık "istek" veya "nefret" duygusunu da bilirlerse?
Poker Suratının Sonu
Dış dünyaya karşı hepimizin bir filtresi var. Bir şeyi beğenmesek de "güzelmiş" diyebiliyoruz ya da sinirlendiğimizde profesyonelliğimizi koruyoruz. Zihin okuyan kulaklıklar, işte o filtreyi tamamen ortadan kaldırıyor. Sizin dışarıya verdiğiniz tepki ne olursa olsun, beyninizdeki o elektriksel sinyaller asla yalan söylemiyor.
Bu teknoloji yaygınlaştığında; bir iş görüşmesinde, bir toplantıda veya bir tasarım sunumunda karşı tarafın sizin hakkınızdaki gerçek düşüncelerine (belki bir ekran üzerinden) ulaştığını hayal edin. Mahremiyet dediğimiz o kutsal alan, yani sadece bize ait olan o "iç ses", artık birilerinin pazarlama stratejisi veya analiz raporu haline gelebilir.
Zihnimizdeki Reklamlar
En korkutucu senaryo ise şu: Algoritmalar artık sadece neye tıkladığımızı değil, neyi "düşlediğimizi" de bilecek. Siz daha bir şeyi almaya karar vermemişken, beyninizdeki o anlık hevesi yakalayan bir sistem, karşınıza o ürünün reklamını çıkaracak. Bu, manipülasyonun en uç noktasıdır. İrade dediğimiz şeyin yerini, beynimizin elektriksel tepkilerine göre kurgulanmış bir dijital hapishane alabilir.
Sınırı Nereye Çizeceğiz?
Teknolojiye düşman değilim; felçli bir insanın sadece düşünerek iletişim kurmasını sağlayan bu mucizevi gelişmeye saygı duyuyorum. Ama bu teknoloji "günlük bir aksesuara" dönüştüğünde, zihnimizin anahtarını kime teslim ettiğimizi iyi düşünmemiz lazım.
Zihnimiz, bize ait olan tek ve son kaleydi. O kalenin kapılarını "konfor" ve "verimlilik" uğruna sonuna kadar açmaya gerçekten hazır mıyız? Yoksa bazı şeylerin sadece bizim içimizde, o sessiz karanlıkta kalması mı daha güvenli?