Paylaş

20'li yaşların ortasında akım yorgunluğu: Kim olduğumuzu unutuyor muyuz?

20'li yaşların tam ortasındayım... İnsanın "Ben kimim, gerçekten neyi seviyorum ve nasıl bir hayat inşa etmek istiyorum?" sorularına cevap aradığı o en kritik eşiktir herhalde, bana öyle geliyor çünkü. Ancak bugün 25 yaşında bir genç olarak kendi kimliğini keşfetmeye çalışırken, insanın karşısına devasa bir dijital pazarlama duvarı dikiliyor: Her iki haftada bir yenilenen mikro-trend ve "estetik" (aesthetic) çılgınlığı. Gelin, kendi özgünlüğümüzü bulmaya çalışırken algoritmaların bize sunduğu o...

20'li yaşların tam ortasındayım... İnsanın "Ben kimim, gerçekten neyi seviyorum ve nasıl bir hayat inşa etmek istiyorum?" sorularına cevap aradığı o en kritik eşiktir herhalde, bana öyle geliyor çünkü. Ancak bugün 25 yaşında bir genç olarak kendi kimliğini keşfetmeye çalışırken, insanın karşısına devasa bir dijital pazarlama duvarı dikiliyor: Her iki haftada bir yenilenen mikro-trend ve "estetik" (aesthetic) çılgınlığı.

Gelin, kendi özgünlüğümüzü bulmaya çalışırken algoritmaların bize sunduğu o kurgusal kimlikler arasında nasıl yorulduğumuzu konuşalım.

Sosyal medyada akışa şöyle bir baktığınızda, her an yeni bir "tarz" paketinin önümüze koyulduğunu görüyorsunuz. Bir hafta her şeyin abartısız ve nötr olduğu bir akım pompalanıyor, ertesi hafta bir başkası, sonraki hafta da bambaşka bir şey... Okuduğum bazı incelemelere göre eskiden alt kültürler yıllarca sürer, insanların dünya görüşünü, müziğini ve felsefesini şekillendirirdi. Şimdiyse algoritmalar bize her 14 günde bir tüketime dayalı, kullan-at kimlikler pazarlıyor.

İşin acı tarafı, 20'li yaşların o doğal arayış sürecini bu hazır paketlerle doldurmaya çalışmamız. Gardırobumuzu, dinlediğimiz müzikleri, hatta sabah içtiğimiz kahvenin bardağını bile o haftanın popüler estetiğine uydurmak zorunda hissediyoruz. Kendi karakterimizi inşa etmek yerine, algoritmaların kurguladığı vitrinlerin kostümlerini giyiyoruz. Bundan ben de şikayetçiyim açıkcası.

Bu durum bizi sadece maddi olarak değil, zihinsel olarak da muazzam bir "estetik yoksunluğuna" sürüklüyor. Çevremize baktığımızda herkes aynı filtreleri kullanıyor, aynı tarz kıyafetleri giyiyor, evini aynı minimalist veya vintage objelerle dolduruyor. "Özgün olmak" adına yapılan her şey, binlerce insanın aynı anda uyguladığı kitlesel bir simülasyona dönüşüyor.

Zaten gelecek kaygısı, kariyer stresi ve hayatı oturtma çabasıyla dolu olan 20'li yaşlarda, bir de "bu ay hangi akıma uyum sağlamalıyım?" baskısını taşımak gerçeği kaçırmamıza neden oluyor. Bir insanı insan yapan şey; tutarsızlıkları, tek bir kalıba sığmayan zevkleri ve zamanla değişen düşünceleridir. Oysa sosyal medya bizden Instagram akışına uygun, pürüzsüz ve tek boyutlu bir karakter olmamızı bekliyor.

20'li yaşların ortasında yapılacak en radikal şey, algoritmaların bizim yerimize bir "estetik" seçmesine izin vermemektir. Bırakın tarzınız bir akıma uymasın. Bir gün çok spor giyinirken ertesi gün tamamen alakasız bir tarz benimseyin; bir gün en popüler şarkıyı dinlerken ertesi gün kimseden duymadığınız tuhaf bir parçada kaybolun. Bu da dışarıdan her ne kadar "aykırı" gibi de dursa, aslında normal olan bu. Sadece diğer kümelenmiş insanlardan en ufak bile bir farkınız olursa bu onlara "uçuk" gelecek. Takmayın geçin...

Gerçek kimlik, bir etiketin veya TikTok trendinin altında satılan bir ürün değildir. Akımların hepsini kapatıp kendi karmaşanızı kucakladığınızda, işte o zaman gerçekten kendiniz olmaya başlarsınız. Çünkü, hayatınızın karmaşıklığı asıl uğraşmanız ve kafa yormanız gereken konu....

Yorum Yap

* Güvenlik gereği ip adresiniz saklanmaktadır. 3. şahıslara kesinlikle paylaşılmamaktadır.