Paylaş

30 Ağustos destanı varken; Büyükşehir'in dondurma şenliğini yazacak değilim

Ekleme: 31.08.2021 11:26 Güncelleme: 30.05.2026 21:55

Samsun Büyükşehir Belediyesi '30 Ağustos zaferi gibi şanlı, dünyaya 'Türk milleti esareti, ölür de kabul etmez' dedirten işgalcilerden kurtuluş destanı varken; dondurma şenliği yaptı.  Büyükşe...

Samsun Büyükşehir Belediyesi '30 Ağustos zaferi gibi şanlı, dünyaya 'Türk milleti esareti, ölür de kabul etmez' dedirten işgalcilerden kurtuluş destanı varken; dondurma şenliği yaptı. 

Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Demir dün dondurma şenliğini 30 Ağustos Zafer Bayramı'na katkı olarak görüyoruz demiş.

İlginç.

Başka illerde ne şenlikleri yapılmış acaba dün. 

Ben googlede bulamadım. 

30 Ağustos Zafer Bayramı konserleri gördüm ama;

Bayramdan bağımsız özel bir şenlik adına rastlamadım. 

Atladıysam düzeltirler. 

On binlerce şehit verdiğimiz kurtuluş mücadelemizin en önemli hamlesi olan Sakarya Başkomutanlık Meydan Muharebesinin dondurma ile ne alakası var Allah aşkına. 

Sabah ve akşam yemeği üzüm hoşafı ve yarım tayin ekmek olan kahraman şehitlerimizin, ecdadımızın Başkomutan Gazi Mustafa Kemal'in inanılmaz zaferini dondurma şenliği ile gelecek nesile aktarmayı nasıl bağdaştırmışlar ki;

30 Ağustos Zafer Bayramı'nı bilinçli bir şekilde gelecek nesle aktarmak gayemiz diyen Başkan Demir, keşke şenliğin adını '30 Ağustos Zafer Bayramı şenliği koysaydı da' Atatürk kenti Samsun'a yakışsaydı. 

Biz de alkışlasaydık..

Neyse '30 Ağustos günü dondurma Şenliği'ni yazacak değilim. 

Biz en iyisi; bugünün anlamına uygun olarak 'gelecek nesle' bu ülke nasıl düşman işgalinden kurtuldu onu aktaralım. 

Bana mailden göndermişler, bildiğim şeydi ama 'yarının büyükleri küçüklerimize doğru şeyleri aktarmak için 'doğru bilgiler verilmesi gerektiğini düşünüyorum'..

Sizi her satırı okuyanların göğsünü kabartan, Türk Milleti'nin esarete karşı direnişinde 'komuta odasında yaşananları' ve 
Atatürk'ün 'mucize' Başkomutanlığında aldığı kararlarla sonuçlanan 30 Ağustos Zaferi'ni aktarıyorum..

MUCİZE

Savaşta savunma yapmak kolaydır. 
Kale, tepe ya da en azından bir siperi korunak yaparak üzerine gelen düşmana ateş eder, yaklaştırmamaya çalışırsın…

Saldırı (taarruz) ise zordur. Bir korunağın arkasındaki düşmanı yenebilmek için gerek asker gerekse silah bakımından düşmandan güçlü olmak gerekir…

Ordumuz Sakarya Meydan Muharebesi’nde büyük kayıplar vermiş ve daha da acısı, başta sözde İslam’ın Halifesi şanına da sahip Padişah Vahdettin olmak üzere, İstanbul’daki hainlerin fitnelerine kanan askerlerin yüzde 60’a yakını kaçmıştı…

Bunlardan habersiz olan Meclis’teki muhalifler, en baştan “Sakarya’da geri çekilen düşmanın takip edilerek neden yok edilmediği?” sorusu ile başlayarak, daha sonra “hala neden saldırmıyorsunuz?”, yenilmekten mi korkuyorsunuz?” gibi sorular ile Başkomutan Atatürk’ü sürekli eleştirenlerin yanında, “Türk Ordusu’nun Yunan’ı yenebilecek gücü yok. Sakarya’da çizilen sınırı kabul ettik. Afyon- Eskişehir hattının batısını Yunan’a bıraktık” gibi kara propaganda yapanlar bile oluyordu…

Bu sözleri duyan düşmanın rehavete kapılacağını bilen Atatürk, eleştirilere kızmak bir yana memnun oluyor ve onlara yanıt vermeksizin saldırı hazırlıkları yapıyordu. Meclis’in yetkilerine sahip olduğu için, çıkardığı “Tekalif-i Milliye (Ulusal Yükümlülükler)” yasasıyla iç kaynakları harekete geçirirken, başta Sovyetler Birliği olmak üzere dost ülkelerden de silah noksanlığını tamamlamaya çalışıyordu…

1922 Ağustos’una doğru, düşmandan daha güçlü olmasa da ona yakın bir asker ve silah gücüne kavuşup, daha fazlasını sağlayamayacağını da anladıktan sonra, saldırı kararını verdi. Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa ile birlikte harekat planını yaptıktan sonra gizlice Ankara’dan Akşehir’de bulunan Batı Cephesi Karargahına gitti…

Karargahda birlik komutanlarının da katıldığı bir toplantı düzenledi ve planı bilgilerine sundu. Başta Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa olmak üzere komutanların tümü plana karşı çıktılar.

 Onlara göre “plan riskli idi ve savaşı kaybedebilirdik!..” En sert eleştiriyi Birinci Ordu Komutanı Yakup Şevki Paşa yaptı. Oradaki herkesten kıdemli ve tümüne Harp Akademisi’nde öğretmenlik yapmış olan Paşa, Atatürk’e “eğer Akademi’de böyle bir plan yapsaydın, seni kurmay yapmazdım” dedi…

Eleştirilere yanıt veren Atatürk, “tüm koşulları zorladık ve ancak bu kadar asker ve silah sağlayabildik. Daha fazlasını bulmamız olası değil. Elimizdeki bu güçle ancak risk alarak zafer kazanabiliriz” dediyse de eleştiriler bitmeyince restini çekti: “planım kabul edilmezse Başkomutanlık görevini bırakırım…”

Bu aşamada söze İsmet Paşa girdi: “biz kurmaylar olarak çekincelerimizi arz ettik. Başkomutan olarak sorumluluk ve karar sizin. Sizin emrinize göre savaşmak da bizim görevimiz” dedi ve tartışmayı bitirdi.

Bu plana göre 26 Ağustos şafağında saldırı başladı ve yıldırım harekatıyla düşman dağıtıldı. 30 Ağustos gecesi Afyon’daki karargahında uyurken, saat 02’de Batı Cephesi Kurmay Başkanı tarafından uyandırıldı ve cephelerdeki durumu gösteren harita kendisine sunuldu. Yatağında doğrularak haritaya bakar bakmaz hemen İsmet ve Fevzi paşaları çağırttı.

 “Dumlupınar, Aslıhanlar, Çalköy arasında toplanmış olan düşmanın, şafakla birlikte başlatılacak ‘Kurt Kapanı’ harekatı ile yok edileceğini, zaman kalmadığı için emri birliklere bizzat kendilerinin ileteceğini bildirdi ve Fevzi Paşa’yı güneye, İsmet Paşa’yı doğuya gönderdi.  

Kendisi de bugün “Zafertepe” denen yere giderek orada bulduğu kırık bir kağnının üzerinden harekatı sevk ve idare etti. Ve akşama kalmadan, Altıntaş vadisinden kaçabilen, aralarında general Trikopis’in de bulunduğu bir miktarının dışında, düşmanın tümü yok edildi…

Akşama doğru Fevzi Paşa ile birlikte harekat alanını gezen Yakup Şevki Paşa, şaşkın bir yüz ifadesiyle “paşam ben kötü bir asker değilim. Kurmay ve komutan olarak birçok kıtada başarı ile hizmet ettim. Akademide uzun yıllar bu işin öğretmenliğini yaptım. Balkan Savaşı’na katıldım. Fakat şimdi ne söylediysem tersi oluyor. Anlayamıyorum, bu işin sırrı ne?..”

Fevzi Paşa, saygıyla öğretmeninin elini tuttu ve “bu Mustafa Kemal Paşa mucizesi, paşam” dedi, “her durumu, her fırsatı anında değerlendiriyor ve hep en doğru kararı veriyor!..”

Bağımsızlığımızın bedelini kanlarıyla, canlarıyla, şehitliğe koşan yürekleriyle ödeyen başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere tüm kahramanlarımızın Allah mekanını cennet etsin.

Yorum Yap

* Güvenlik gereği ip adresiniz saklanmaktadır. 3. şahıslara kesinlikle paylaşılmamaktadır.