Samsun'da 'kafecilerle, restoranlarla, sahil işletmecileriyle' haksız rekabet eden belediyeler zaten alabildiğine.
Sanki bu kentte işsizlik yok, sanki bu kentte işyeri açanlar 'abat oluyor da', devletle rekabete sürükleniyor insanlar.
En küçük tenteye 'cezalar yağdırıp yıkmaya çalışanlar', sahilin kıyı kenar çizgisinin üzerine kafeler dikip, yasaları alt üst ederek, özel sektörün ekmeğine dalıyor..
Geçtiğimiz haftalarda Samsun Genç İş Adamları Derneği (SAMGİAD) Başkanı Savaş Gömeç, şehrin yerel yöneticilerini sosyal medya hesabı üzerinden sert bir dille eleştirmişti.
İsyanında haklıydı bir bakıma.
Çünkü kendisi de Empati Organizasyon Şirketi'nin Yönetim Kurulu Başkanı'dır.
Yani organizasyon yaparak ekmeğini kazanır.
Hedefinde belediyeler ve birazdan bahsedeceğim, yerel yöneticiler vardı. Hem kendi için hem de yüzlerce esnaf için konuştu..
Hizmet sektörünü ve birçok esnaf ve işadamını bitirdiniz artık derken 'sektörleri de tek tek yazdı'.
*Organizatör oldunuz
*Düğün Saloncu oldunuz
*Ses ışıkçısı oldunuz
*Sahneci oldunuz
*Fırıncı oldunuz
*Marketçi oldunuz
*Tuvaletçi oldunuz
*Otoparkçı oldunuz
*Asfaltçı, taşçı oldunuz
*Müteahhit oldunuz
*Pideci oldunuz
*Menemenci oldunuz
*Lunaparkçı oldunuz
Savaş Gömeç, belediyelere isyan etti ama dolaylı olarak içinde yer alsa da 'Milli Eğitimi ve yemek sektörünü atladı.
Alın işte onu da ben anlatayım..
Çünkü yemek sektöründe artık bıçak kemiğe dayandı.
Onların rakibi ise Öğretmenevleri..
Kavak, Bafra ve Alaçam'da 'mahir öğretmenevi yöneticileri' soyunmuşlar, 'aşçılığa'..
Akşam Sanat Okulu adı altında 'öğrencilerin taşımalı yemek işlerini' yapıyorlar.
Ortada okulun ürettiği bir şey de yok. Okulun mezunları filan istihdam edilmiyor. İŞKUR'dan eleman alıyorlar, iddiaya göre.
Ama ortada 'ihale filan yok. Biz girdik alırız ihaleyi şeklinde, işi bitiriyorlar'. Yemek şirketleri ‘ihaleyle’ öğretmenevleri ihalesiz. Elini kolunu sallayarak.
Tam ahbap çavuş ilişkisi.. 'Devlet eliyle yağlı alış veriş'.
Ve Devlet kendi eliyle işi yapmasına rağmen yemeği fahiş fiyattan satın alıyor
Alıyor da ne oluyor. Devlet her öğrenci için en az 1 lira fazla ödüyor. Yani devlet kaybederken Öğretmenevi kazanıyor.
Bitmedi..
Peki kim kazanıyor. En önemlisi de bu.
Öğretmenevi müdürlükleri niye bu kadar kıymetli..
Yasal olarak sadece yaptığı işlerle ilgili 'piyasaya iş yapabilen' öğretmenevleri nasıl oluyor da 20'nin üzerindeki Samsun'daki yemek fabrikalarını 'kapısını kilit vurmaya itebilir'.
Yaklaşık 7 bin kişinin dolaylı şekilde, aşçısından, taşımasına, mal tedarikinden yerinde yemek dağıtım ve sonrası hizmetine kadar istihdam kapısı açan şirketlere yazık değil mi?..
Devlet ile özel sektör nasıl rekabet edebilir ki..
Şimdi diyeceksiniz ki; nereden çıktı 'öğretmenevinin işi mi yemek ihale işi'..
İhale olsa yine 'girsin yapsın'. O da yok.
Al gülüm ver gülüm misali.
Denetim yok, belge yok, eleman yok 'ihaleye girmeden en yüksek birimden öğrenciye yemeği veriyor'.
Özel şirketin yemeğini beğenmesen şikayet edebilirsin de; Öğretmenevi getirince, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı müdürü kime şikayet edeceksin..
Yani neresinden tutarsan tut, sıkıntılı işler.
Hele ki işin içine akçeli işler girince, 'Durum incelemelik olacak boyutta'.
İddialar çok.
Mal tedariki nasıl yapılıyor, girişler çıkışlar, kazanılan paraların nerelerde kullanıldığıyla ilgili bir sürü sorulabilir.
Açık açık yazıp kimseyi zan altında bırakmak istemem.
Toplamda yıllık 30 milyon liralık bir hizmet işi..
Devletin yetkili organları var. Sayıştay'ı var.
Araştırılmalıdır.
Neden bu iş bu kadar 'Ballı börekli yağlı alış veriş olarak anılıyor'.
Neden yemek şirketleri ihaleye girip kıran kırana vuruşuyor, 4.32 birim fiyatlı işi 3 liraya kadar alıyor da, öğretmenevine ihalesiz 4.32'den veriliyor.
O yüksek kar marjından kazanılanlar nerelere harcanıyor?.
Amaç hasıl oluyor mu?..
Devlet istihdam alanları oluşturmak için uğraşırken, Cumhurbaşkanı Erdoğan 'Bir kişinin bile istihdamı için işadamlarına çağrı yaparken', Öğretmenevleri neyin mücadelesini veriyor.
Milli Eğitim nasıl göz yumuyor, eğitim yerine akçeli işlere uğraşıyor.
Samsun Valisi Osman Kaymak bu konuya el atmalı.
Kendisi de zaman zaman istihdam ile ilgili iş adamlarına çağrı yapıyor, bu konuda çalışma yapılmasını istiyor.
Peki şimdi öğretmenevleri yüzünden Alaçam'daki yemek fabrikasını kapatmış olan ve yaklaşık 30 işçisini kapının önüne koymuş olan 'işletmeciye' ne diyeceğiz.
Biz sizi batırdık, kusura bakmayın Devletin Öğretmenevi'ne ihalesiz veriyoruz, sizin kapıya kilit vurun mu diyeceğiz?..
Samsun'un sorunu budur aslında.
Bölgeye hizmet eden yemek şirketlerimize sahip çıkmadığımız gibi, Dünyaya cerrahi alet üreten şirketlerimizi de yıllarca görmezden geldik.
Belki de 'Cerrahi aletlerde dünya markası olacaktık' ama kümeleşme bile son yıllarda oluştu.
Belediyeler lokantacılığa soyunursa, Milli Eğitim, öğretmenevleri yemek şirketçiliği yaparsa, 'buyurun o zaman binlerce oluşacak işsize de siz iş verin' demek kalıyor, artık.
Hatta öğrenci servislerini de okul aile birlikleri yapsın, taşımalı sistemi minibüs alıp ilçe milli eğitim müdürlükleri yapsın, 'İş verenler de yatırım yapacağına' kadrolu elemanları olsun.
Olay bu kadar vahim..
Olay bu kadar incelenmeye değer..
Ve olay 'Öğretmenevleri'nin kazançlarının incelenmesi, irdelenmesi, firmalara göre çok daha karlı iş yaptığından kazanılan paranın nasıl kullanıldığının 'kalem kalem' araştırılması kadar da 'elzem'..
Hatta merak ettiğim, 50 gün sonra ödeme aldıklarına göre 'İlk malzemelerin hangi parayla temin edildiği, yani sermaye nereden'..
Bir bakıma işletme finansörü kim..
Öğretmenevi müdürleri demeyin 'çok gülerim işte'..
Yağlı ve tereyağından kıl çeker gibi 'al gülüm, ver gülüm bir alış veriş olsa da..
Devlet memuru nereden bulsun o parayı, niye cebinden koysun di mi ?..
Ayın sonunu getirmek devlet memuru için zor işken, 50 gün az süre mi?..
Kafam karıştı..
Kimse zan altında kalmasın, ‘vardır bir yanıtı’ elbette..
Vali Osman Kaymak ve Milli Eğitim Müdürü bu işi ‘çözer’.
Sezon başlamadan da ‘incelemeler tamamlanır’ diye düşünüyorum..