90 yaşındaki Nebahat öğretmenin ‘Firari Defter’i
Paylaş

90 yaşındaki Nebahat öğretmenin ‘Firari Defter’i

Ekleme: 10.10.2020 15:14 Güncelleme: 30.05.2026 21:55

12 Eylül’de zulasındaki küçük bir not defteri ile gözaltına alınmıştı.O defteri, yakalatmadan dışarı çıkarttı. Yaş 50’de düşülen notlar yaş 90’da kitap oldu

Nebahat Akın 90 yaşında emekli sınıf öğretmeni. 12 Eylül 1980 darbesinin ilk gününde Samsun’da yaşadığı evinden, zulasındaki küçük bir not defteri ile gözaltına alındı. Günlerce fiziki ve psikolojik işkence gördü.  Uygun olmayan koşullarda tutuldu. Zulasındaki deftere gözaltında gördüklerini, yaşadıklarını küçük notlar halinde kaydetti. 

O defteri, yakalatmadan dışarı çıkartı. Zulada yaşamaya alışan defter yıllarca evin içinde ele geçmedi. Nihayet bir gün yakayı ele verdi. Yaş 50’de düşülen notlar yaş 90’da unutulmasın diye, doğal haliyle “Firari Defter” adıyla kitaplaştırıldı. Kitap okuyucularla buluştu. Tarihe tanıklık eden bu kitabın Samsun’daki dağıtımını Samsun Devrimci 78’liler Derneği üstlendi. 

KİTAP O GÜNLERİ ANLATIYOR 

Nebahat öğretmen “Firari Defter”i şöyle anlatıyor: “Elinizdeki bu kitaba konu olan defter, hapisten kaçan defter. Gözaltında benimle saklanarak yaşadı. Kocaman bir kışla koğuşundaydık. Bu defter bütün köşe bucakta ne kadar zula varsa oraları tanıdı. Hiçbir zaman sayıma çıkmadı, aranmadı; bizim gibi güneş yüzü görmedi, hava su, ağaç nedir bilmedi. Yalnız arada bir üzerine yazılan sözleri saklamak için elden ele dolaştı, yastık altına, yatak altına, koynumuza girdi. O da benimle beraber donumun ağına saklanarak, arayanlara takılmadan özgürlüğüne kavuştu.”

Nebahat Akın, 12 Eylül 1980 darbesinde yaşadıklarını 'Firari Defter' adıyla kitapta topladı. Kitap okuyucularla buluştu. Tarihe tanıklık eden bu kitabın Samsun’daki dağıtımını Samsun Devrimci 78’liler Derneği üstlendi. 

İşkence dolu 
günleri yazdı 

Firari Defter’den bir bölüm:
“Başıma bez torba geçirdiler, hiçbir yeri göremiyorum. Kolumda iki kişi, beni götürüyorlar. Al sana bir korku, bir endişe daha… Nereye gidiyoruz? Hani bizim koğuşun boyalı camlarını bir gözün görebileceği kadar kazımıştık ya, işte oradan başlarında torbalı insanları götürürken görmüştüm. Sorguya götürüyorlar diyorduk. Sorgudan sonra ayrı koğuşlara alınıyorlarmış, bilgimiz o kadar. Sağ kolumdaki kişi “önde tümsek var, ayağını kaldır, biraz daha, biraz daha kaldır”… Tamam dediğinde, ayağın tümseğe değil de yere iniyor. İçin geçiyor, düşer gibi oluyorsun, bütün vücudun sarsılıyor, kolundakiler utanmadan gülüyorlar. Bazen de gene öyle olacak diye ayağını kaldırmıyorsun bu sefer de ayağın tümseğe takılıyor, tırnakların acıyor.” Cemil CİĞERİM 

Yorum Yap

* Güvenlik gereği ip adresiniz saklanmaktadır. 3. şahıslara kesinlikle paylaşılmamaktadır.