Öyle şaşırıyorum ki; bazı yöneticilerin göreve gelir gelmez, kamuoyundan kabul görmeyecek değişimlerini görünce.
Aslında üzülüyorum da.
Çünkü umut olabilmek için vatandaşın tercih ettiği bir isimken, bir anda tüm beklentileri alt üst edebiliyor.
Geçmişte örnekleri vardı, ne yazık ki bu dönemde görmeye başladık, yenilerini de göreceğiz gibi izlenimlerim var.
Dikkatli okuyucularımız aslında bunun emarelerini bir iki ay öncesinden verdiğimi görmüşlerdir.
Belki aynaya bakarlar, ben nasıl geldim, ne oldum diye değerlendirmeler yapar diye umut ediyordum.
Öyle ya, bilmedikleri bir koltuk, bilmedikleri yetkiler ve görmedikleri kadar bütçe bir anda önlerine geliyor.
Sabah evin önüne makam arabası yanaşıyor.
Buyurun başkan, günaydın.
İstediği kadar adamını yanına alabilme imkanı.
Eş dosta iş fırsatı.
Liyakat var yok fark etmiyor; ahde vefa güya.
İyi de devlet işi bu.
Vatandaş hizmet bekler.
Sadece partinden diye amir, müdür, sorumlu yaparsan, senden öncekilerden ve benzerlerinden ne farkın kalır ki.
Aynaya bakamıyorsan, onlara bak gör, neredeler şimdi.
Ama nafile. Görmek istemeyen bakmaz da.
O nedenle son bir kaç gün önce 'Başkanları' direk gündeme getirip, 'olumsuz örnekler oluşturanlarla, vatandaşa hizmet için uğraşanları ve kendine çalışmaya başlayanları isim vermeden uyardım.'
Yorumu da vatandaşlara bıraktım.
Çünkü son zamanlarda kamuoyunun gündeminde konuşulanlara duyarsız kalmak olmazdı, olmamalıydı da.
İlişkilerimiz iyi, bizi görmezler anlayışına hep karşı çıkmışımdır.
Şahsım adına söyleyeyim, ilişkim iyi olmayan çok az kişi vardır. Belli bir düzeyde tutarım ama vatandaşların rahatsız olduğu konulara duyarsız kalırsa hiç düşünmeden önce uyarır sonra eleştiririm de.

Bunun çok örnekleri var.
Samsun Büyükşehir Belediyesi'nin geçmiş dönem Başkanı ile de bakanlığından kalma ve seçim sürecinde ilişkim bilinenin aksine hep iyiydi.
Eleştirirdim ama telefonda sohbet edebilirdik.
Seçim sürecinde de özel toplantılarla bire bir kendisine fikir ve öneriler sunmuşumdur.
Ama göreve geldiğinde 'suya yapılan haksız zammın' yanlış olduğunu kendisine ilettim ve 'ben yaptım oldu' zihniyetinde devam etmesi sonrası bildiğiniz duruma kadar geldik.
Seçmen sessiz izler ama affetmez.
Sonuçta 5 yıl sonunda adaylığı sürecinde seçmen ankette ona onay vermedi.
O evine döndü, biz işimizin başındayız.
Keşke dedi mi bilmem.
Çünkü sıfır iletişim.
Atakum'un eski Başkanı Av. Cemil Deveci, benim yıllarca ofislerimiz açısından komşumdur ve ötesinde dostumdur ama başkan olduğunda en ağır eleştirileri ben yaptım.
Hataları konusunda önce uyardım, sonra yazdım.
Ama arkadaşlık ilişkimiz hiç bozulmadı.
O sadece göremedi bir dönem bazı şeyleri.
Başkanlığının son yıllarında hatalarını fark etti ama geç kaldı.
Çünkü seçmen onun geçmişteki hatalarını tolere etmedi.
Ama halen konuşabiliyoruz.

Keşke dediği noktaları biliyor.
İlkadım'ın eski Başkanı Erdoğan Tok, Necaattin Demirtaş, Atakum'un eski Metin Burma, Başkanı Adem Bektaş ve İshak Taşçı'yı da 'kamuoyunun tepki gösterebileceği' her konuda eleştirdik.
Hepsiyle iletişimimiz sürüyor, herkesin keşkeleri var.
Şimdi son zamanların olumsuzluk anlamında en popüler ismi, Başkan Deveci'nin aday yapılmamasıyla CHP'nin adayı olan ve seçimi kazanan Atakum Belediye Başkanı Serhat Türkel.
O kadar ilginç ki; Atakumlunun kendisine verdiği krediyi öyle hoyratça harcıyor, açıkçası çok şaşırıyorum.
Basının 'borçlu belediye, bazı şeyleri yapamayabilir' diye uyguladığı ılıman bakışı da aynı şekilde törpülüyor.
Öncelikle;
Büyük bir borçla belediyeyi aldı kabul.
Belediyenin bazı taşınmazları icra ile belediyeden alacaklılara satılıyor bu da kabul.
Makam odası hacizle boşaltıldı buna da kabul.
İşçilerin halen maaşları eksik ödeniyor, para buldukça ödüyor, buna da kabul.
Ama;
Belediye maddi olarak bu kadar zordaysa, partilileri belediyeye doldurmak da o kadar hatalı.
Şirket çalışanını ahbap çavuş ilişkisiyle amir, sorumlu yapmak da aynı şekilde.
Belediyenin taşınmazları haraç-mezat satılıyorsa, belediyede mesaini 8 saat değil 16 saat yapıp, çözüm aramak varken, makam odam yok, o nedenle dışarıda bir mekanda oturuyorum gibi mazeret üretmek de yanlış.
Cebinden paraya kıyıp, faturasını da kendi üzerine kestirip, kendine makam odası alarak, belediyede hizmet üretmek için çabalamak çok mu zor?
Alkışlanmaz mı böyle bir şey.
Kaldı ki, işçinin maaşını tam alamazken, kiraya da olsa villaya taşınmak, her geçen gün daha da yaşam koşulları zorlaşan vatandaşın gözüne sokmak gibi bir iştir ki;
Emsali yok.
Bu Samsun'da bugüne kadar hiç bir belediye başkanında görülmemiş bir davranış şeklidir.
Mazereti nedir bilemiyorum ama daha çok ziyaretçim geliyor gibi bir mazerette olamaz, yetmiyor gibi de.
Kendini halktan steril etmek ayrı bir handikap.
İşi olan belediyeye gelir, görür.
İş eve giderse, ziyaretçiler artarsa akıllara başka şeyler gelir ki, hiç uygun değil.
Atakum hizmet beklerken, evde konfor aramayı açıkçası çok anlamlandıramadım.
Rahmetli efsane başkan SBB Başkanı Muzaffer Önder, Lise Caddesi'ndeki evinden taşındı mı?
Mütevaziliğinden bir şey kaybetti mi?
Makam otosuyla gündeme geldi mi?
Yusuf Ziya Yılmaz, Metin Burma, Erdoğan Tok, İbrahim Sandıkçı, Osman Genç, Adem Bektaş hatta yerine geldiğin Cemil Deveci evinden çıkıp villaya taşındı mı?
Bunları bile bile siyasetin içinden gelmiş biri olarak, belediyenin ve işçilerinin durumu ortadayken;
Basının bu vatandaşın dilinde ve gündeminde olan konuyu haberleştirmesinin bir görev hatta ödev olduğunu da bilmesi gerekiyor aslında.
Bunu en azından geçmişte yaşananları düşünerek bilmesine rağmen yapıyorsa, sonuçlarını da kabullenmek gerekmez mi?
Tüm bunların üzerine, bir gazeteciye verdiği beyanda,
Tutup bir de 'basınla ilişkilerimizi gözden geçireceğiz' gibi bir söz söylemek bana göre; 'Yeni bir ben yaptım oldu zihniyetinin doğuşundan başka bir şey değildir ki.'
Bunu çok gördü Samsun.

Özellikle bizim gazete olarak çok gördük, duyduk.
Basının yazdığını beğenmeyip, kendine çeki düzen vermek yerine, söylenebilecek en ucuz söz olarak kabul etmişimdir bu tip açıklamaları hep.
Bizim için sıfır hükmünde.
Örneğin SBB'nin geçmiş dönem Başkanı çok denedi bu yolları.
Tüm aboneleri iptal etti, ilişkisini sıfır noktasına çekti.
Ne oldu peki.
Tam tersi okuyucular, Samsunlular gazete abonelerimizi artırdı, bayi satışları arttı.
Kendi partisinden biri onun iptal ettiği kadar abone yaptırdı çevresinden.
İlanlarımız arttı.
En çok satışı da 'belediye çevresindeki bayilerde' yapmaya başladık.
Davalar açtı, şikayetler; Sonuç hepinizce malum.
Şimdi aynı zihniyettekilerin tamamı evinde oturup, belki de bizim yazdıklarımızı okuyup, 'o aynaya zamanında neden bakamadığını' düşünüyor olabilir
Yani;
Seçmeni yok saymak, ben ne yaparsam doğrudur diye düşünmek, sonuçlarını da sırtlamak anlamına gelir.
O nedenle Başkan Serhat Türkel'in çok kısa sürede hizmetleri dışındaki konularla gündeme gelmesinin tecrübesizlik ve buna bağlı olarak talihsizlik olarak görüyorum.
Halktan ve gündeminden bu kadar uzaklaşmak, farkında olamamak, sadece onun değil CHP'nin de Samsun açısından büyük sıkıntısı olacaktır.
Zaten 31 Mart seçimlerinde Atakum'da geçmiş dönem yaşananlar, CHP'nin Samsun'da Atakum dışında başarılı olamamasına etki etmişti;
2028 veya olası bir erken genel seçim için yine benzer bir durum yaşanıyor gibi.
Çünkü CHP'nin Türkiye profili ile Samsun ve Atakum fotoğrafı, gerçekten bugünün bakışıyla yeni bir hezimetin habercisi olabilir diye düşünüyorum.
Bunda sadece Başkan Türkel değil, CHP'nin tüm üst düzey siyasetçilerinin de bilerek ya da bana ne diyerek katkısı olduğunu düşünüyorum.
PM üyesi, Milletvekili, İl Başkanı, yöneticiler vs.
Parti yöneticilerinin, yakınlarının, belediyeye doldurulduğunu görmeyecek kadar kafalarını kuma gömmüşse, başkan villaya taşınırken, sessiz kalıyorlar ve uyarmıyorlarsa;
Ve tüm bunlar yaşanırken vatandaşın izlediğini fark edemiyorlarsa sorun bir yerde değil, çok yerde demektir.
Yani Başkan Türkel tek başına sorumlu değil.
Şimdi başkan 'bizi dinlemiyorlar ki' diyecekler de olabilir.
Belediyedeki odalarından dahi çıkarılmış SBB Meclis üyeleri 'sessizce olanları izliyor da olabilir.'
Bugün 'kral çıplak' diyemeyenler, yarın kralın tahtan indirilişini de izleyenler olacaktır aslında.
O nedenle, bence bugünden itibaren şapkalarınızı çıkarıp, önünüze koymanızda yarar var.
Ve unutmayın ki;
Basın yazdığı için bu olumsuz işler gündeme gelmiyor.
Bu olumsuzluklar olduğu için basın yazıyor.
Basını suçlamak yerine,
Aynaya bakmak ve 'cam fanus içinden' kurtulmak gerekir.
Çok mu zor, bugünden itibaren 'Nasıl geldik, ne yapıyoruz, halk bizden memnun mu diye sorgulamak...'
Sonuçlarından daha mı ağır, aynaya bugünden bakmak?
Çok mu zor?
Değmez mi?
Bence bir kez daha 'çoklu düşünün.'
Açıkça, yüreklice masaya yatırın, gelinen noktayı.
Gördüğünüz eksikleri, yanlışları 'Başkan Serhat Türkel ile de konuşun.'
Bilmem anlatabildim mi?