Biliyor musunuz, aklımı oynatacağım?!
Takıntılı bir şekilde bulunduğum alandaki dağları izliyorum. En ufak bir duman görsem, mahalleyi ayağa kaldırıp oraya koşarım diye zihnimden planlar yapıyor, türlü senaryolarda türlü çözüm yolları bulmaya çalışıyorum.
Ne haberlere ne de sosyal medyaya bakmaya yüreğim dayanmıyor artık ama görmezden gelirsek, susarsak, “Dayanamıyoruz” deyip kenara çekilirsek bu arsızlık daha da büyür; sessizliğimizden güç bulurlar diye susmuyor, bir şekilde bir yerlerden sesimi duyurmaya gayret ediyorum.
Videolar paylaşıyorlar; hayvanlar bağıra bağıra yanıyor, can veriyorlar.
Çaresizliğimle gözyaşlarım birbirine sarılıyor ve elimden hiçbir şey gelmiyor oluşuna kahrediyorum!
Kocaman kadın hâlimle çocuk hayallerim bir oluyor, tıpkı o çizgi filmlerde izlediğimiz devlere dönüşmek istiyor, çok güçlü olup o yangın yerlerini tek hamlede söndürmek ve bu acılara son vermek istiyorum.
Sonra gerçek yanımla bakıyorum hayata: sahi, her sene tekrar eden hatta katlanarak büyüyen bu yangınlar bu kadar bilinir, bu kadar görünürken neden bizim hâlâ yangın söndürme uçaklarımız yok, neden bu halk ellerinde damacanalarla yangın söndürmeye çalışıyor?
Vatanı korumak uğruna şehitler veriyoruz. Evet, vatan sadece silahla düşman vurarak korunmuyor; ülkesinin ağacını, ormanını, hayvanını, insanını, kısacası toprağını korumaya çalışırken de şehit olunuyor.
Sonra her geride kalan evlat gibi bir çocuk çıkıyor ve “Baba, ben sensiz ne yapacağım?” diyor.
Sonra bu paylaşımın altında bir yorum görünüyor: “Ben 35 yaşında babamı kaybettiğimde delireceğim sanmıştım, bu çocuk nasıl dayansın bu acıya?”
Gözyaşlarım katlanıyor, sel oluyor, içimdeki yangınla büyüyorlar, boğuyorlar beni…
O ağaçlarla birlikte yanıyorum, o bağırarak kavrulan hayvanların acısını ruhumda hissediyorum.
İçimde bastırdığım öfkem her geçen gün başka bir hastalıkla dışa vuruyor kendini ve çaresizlik karşısında, bu en ağır sınav olan çaresizlik karşısında ne yapacağımı bilmez hâlde kuş gibi çırpınıyorum.
Daha önce de yazdım, herkes yazdı, hepimiz bir şeyler anlatmaya çalışıyoruz ama galiba duyan yok.
Her geçen gün artan yangınlar ve bizim çaresizliğimizle, mutsuzluğumuzla mutlu olunması bunu gösteriyor.
Ben bu yazıyı ağaçlara, ormanlara bakarak, o yanarak ölen hayvanların çığlıkları kulaklarımda yankılanırken yazdım; ağlayarak yazdım. Sadece ormanlar değil, canım cayır cayır yanıyor. Ülkem yanıyor!