Bu insanlar, ömürlerini çalışarak geçirmiş, vergisini vermiş, primini günü gününe ödemiş vatandaşlardı. Karşılığında istedikleri tek şey, kimseye muhtaç olmadan insanca yaşayabilmekti.
Sormak gerekir:
Neden milyonlarca insan ayın sonunu kredi kartıyla, borçla ya da çocuklarının desteğiyle getirmeye çalışıyor?
Neden emekliler torunlarına harçlık vermeyi bırakın, kendi ilaçlarını alırken bile hesap yapmak zorunda kalıyor?
Neden yıllarca bu ülkeye hizmet eden insanlar, emekliliklerinde geçim derdinde yaşıyor?
Emekliler, neden seçimlerden seçimlere hatırlanıyor?
Neden ekonomik fedakârlık denildiğinde ilk akla gelen hep dar gelirli oluyor?
Neden tasarrufun faturası, hayatı boyunca vergisini ödemiş emekliye kesiliyor?
Bir ülke, emeklisini mutlu edemiyorsa kalkınmış olduğunu söyleyebilir mi?
Şunu açıkça söylemek gerekir:
Emekliye yapılan zam, bir lütuf değildir. Çünkü o maaş, yıllarca ödenen primlerin ve verilen emeğin karşılığıdır. Devlet kimseye sadaka vermiyor; vatandaşının hakkını ödüyor.
Bugün milyonlarca emekli yeniden iş arıyorsa, parklarda simit satıyor, güvenlik görevlisi oluyor, pazarda yük taşıyorsa ortada bireysel bir tercih değil, devletin yerine getiremediği bir sorumluluk vardır.
Gerçek ekonomi; pazarda bir kilo kirazın fiyatını görünce sessizce tezgâhtan uzaklaşan emeklidir. Gerçek ekonomi; kasada ürünlerini tek tek geri bırakan yaşlı kadındır. Gerçek ekonomi; "Bu ay eti değil, ilacı alalım." demek zorunda kalan ailelerdir.
Açlık sınırının, yoksulluk sınırının sürekli konuşulduğu bir ülkede sosyal devletten bahsedilemez.
Daha acı olan ise yönetenlerin gerçek hayattan giderek uzaklaşmasıdır.
Emekliler sürekli sokaktalar: Görmüyor musunuz …Duymuyor musunuz…
Bir ülkede emekliler torunlarını parka götürmek yerine elektrik faturasını nasıl ödeyeceğini düşünüyorsa, orada yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sosyal bir kriz vardır.
Unutulmamalıdır ki emeklinin talebi ayrıcalık değildir; haktır. İstediği şey lüks bir yaşam değil, insan onuruna yakışır bir hayat sürmektir.
Çünkü bugün emeklinin sesi duyulmazsa, yarın çalışanların da umudu kalmayacaktır. Emeklinin kaybettiği sadece alım gücü değildir; sisteme ve geleceğe olan güvenidir.
İşte asıl üzerinde düşünülmesi gereken de budur.