Son günlerde sokağa çıktığınızda insanların yakalarına iliştirilmiş o küçük yapay zeka pinlerini ya da gözlerindeki akıllı kameralı gözlükleri mutlaka fark etmişsinizdir. Teknoloji dünyası bize ellerimizi serbest bırakma ve bilgiye anında ulaşma özgürlüğü vadederken, aslında sessiz sedasız hepimizi birbirini sürekli gözetleyen gönüllü kameralara dönüştürdü.
Bir kafede oturup yan masadaki arkadaşınızla dertleştiğinizi düşünün. Eskiden o kelimeler havaya karışır, unutulur ve kaybolurdu. Şimdi ise yan masadaki bir yabancının yakasında sürekli ortamı dinleyen, analiz eden ve bulut sunucularına gönderen bir asistan duruyor. Sizin o anki hüznünüz, öfkeniz ya da en masum kahkahanız, artık bir başkasının cihazı tarafından isimsiz bir "veri" olarak etiketleniyor. Özel anların, kimsenin bilmediği sırların ve "aramızda kalsın" dediğimiz filtresiz sohbetlerin sonuna geldik. Dünyanın en büyük panoptikonunu kendi paramızla satın aldık ve birbirimizin üzerine doğrulttuk.
İnsan hafızasının en güzel yanlarından biri unutabilmesidir. Hatalar silikleşir, utanç verici anlar zamanla kaybolur, ilişkiler bu sayede onarılır. Ancak bu yeni nesil giyilebilir teknolojiler, "kusursuz dijital hafıza" adı altında bizi sürekli bir geçmişe hapsediyor. Biriyle sıradan bir tartışma yaşadığınızda, karşı tarafın yapay zekası ses tonunuzdan saniyeler içinde bir stres analizi çıkarabiliyor. Hayatın o spontane, esnek ve hata yapmaya açık yapısı, algoritmaların soğuk ve yargılayıcı gözleri önünde paramparça oluyor.
Her hareketinizin kaydedilme ve analiz edilme ihtimali, insanı içinden çıkılmaz bir performans yorgunluğuna itiyor. Tıpkı bir sahnede, üzerine spot ışıkları çevrilmiş bir oyuncu gibi hata yapmaktan, yanlış bir kelime seçmekten veya sadece yorgun görünmekten korkar hale geliyoruz. Bu durum, bizi en yakınlarımızın yanında bile gardımızı indiremediğimiz sinsi bir paranoyaya sürüklüyor. Kameraların ve mikrofonların olmadığı o güvenli alanları kaybetmek, aslında gerçekten kendimiz olma özgürlüğünü kaybetmektir.
Sokağa adım attığımız her an, hiç kimseye imza atmadığımız devasa bir gizlilik sözleşmesini mecburen kabul etmiş sayılıyoruz. İnsan olmak biraz da kaybolabilmek, silinebilmek ve iz bırakmadan yaşayabilmektir. Ama artık gölgemizin bile dijital bir yedeği alınıyor.