Özellikle gazeteciler iyi bilir. Bir konuda hakkında şikayet varsa, ya da şikayetçiysen, hatta şahitsen bile;
Telefonun susmak bilmez..
Savcılıktan, karakoldan 'ararlar' dosyanın ifadeyi beklediğini söylerler. Üç gün içinde gidersin.
Bilemedin bir hafta. Sonrası belli zaten. Götürülürsün..
Sen tutup ta, işim var bir ara uğrarım filan diyemezsin.. Çünkü o soruşturma dosyası senin ifadeni bekler. Bulunamayan, adresi tespit edilemeyen için savcı res'en başlatabilir ama bulunabilecek şüpheliler için 'yol bellidir'
Ve ilgili Cumhuriyet Savcısı, senin ifadeni almak için önce davet eder, sonra uyarır, sonrasında da polis zoruyla gider ifadeni verirsin kuzu kuzu..
Bir konuda şahitsen bile 'şahitlik yapmayacak olsan da gidersin'.
Bu bu kadar basit..
Yargı davet ederse, MHP Lideri Devlet Bahçeli'nin yaptığı gibi gider, ifadeni verirsin. Yani davete icabet edersin.
Ama bunların hepsi, hukukun üstünlüğüne inandığında geçerlidir elbette.
Eğer üstünlerin hukukuna inanıyorsan işler öyle yürümüyor. Hele de 'Ben yaptım oldu diyebiliyorsan' işler değişiyor.
Cumhuriyet Savcısı'nın resmi tebligatlı davetine rağmen bile gitmeyenleri görmek mümkün.
Bir ay, iki ay, üç, ay, dört ay, yok olur mu bu kadar demeyin 5 ay bile gitmeyenleri görebilmek mümkün..
Şimdi diyeceksiniz ki niye bunları yazıyorsun.
Yazmamak mümkün mü?.
Kamuoyu sormuyor mu, ne oldu 'ifadeye gitti mi'' zatı muhterem diye soruyor nerede görse.
Kamu vicdanı bu. Senin dokunulmazlığını, üstünlüğünü takar mı?.
Herkese hukuk demez mi?.
Gitse duyardık diyoruz ama farklı şeylerin duyumlarını almaya başladık bu günlerde.
MESELA BİR BÜYÜK YÖNETİCİNİN İKİNCİ BİR BİLİRKİŞİ HEYETİ RAPORU ALDIĞI YA DA ALMAK ÜZERE OLDUĞUNU...
İkinci raporun 'iç İşleri Bakanlığı'ndan izin alınması yönünde 'çıkmış olabileceğini'.
Neyse sonuçta yargıya inanacağız..
Hem de sonuna kadar inanacağız.
Çünkü yargıya inancımızı yitirdiğimiz gün 'üstünlerin hukukunu' kabul etmiş oluruz.
Herkesin hukuk önünde eşit olduğundan inancımızı yitirmeyeceğiz, yitirmemeliyiz.
Neden mi?.
Çünkü yargının karşısında bugün için korunanlar olabilir, siyasi olarak 'zırh giydiklerini'' zannedenler de olabilir.
Yargı içinde Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın dediği gibi 'farklı yapılanmalar halen' mevcut olabilir.
Ama 'çember daralıyor'.
Siyasi operasyonlara başlandığı gün 'ne çelik çekirdek kalır', ne de tank gibi BÜYÜK yapılanmalar'.
Domino etkisi gibi, 'birbirini devirerek' yerle bir olur.
Hep birlikte 'izlemeye devam'.
Rapor oyunlarıyla cezaevlerinden kurtulmaya çalışanları da, yargıdan kaçmaya çalışanları da 'gözlemeyi sürdürelim'..
Çünkü telaşlarını görebiliyorum.
Bunu devletin zirvesi de izliyor, biliyor.
Sadece 'dere geçerken at değiştirilmez' süreci..